Şablon:Duyuru
From Artvin Ansiklopedisi
| Sayfanın 13:57, 8 Mart 2010 tarihindeki hali TanerArtvinli (Tartışma | Katkılar) ← Önceki sürümle aradaki fark |
Sayfanın 08:23, 10 Mart 2010 tarihindeki hali TanerArtvinli (Tartışma | Katkılar) Sonraki sürümle aradaki fark → |
||
| 64. satır: | 64. satır: | ||
| ---- | ---- | ||
| + | |||
| + | <span style="font-size:150%;" align="center"> | ||
| + | ARTVİN DERELERİNİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU’ndan basın açıklaması</span style> | ||
| + | |||
| + | Artvinliler, derelerini kurutacak olan hidroelektrik santrallara karşı çıkıyor! | ||
| + | İstanbul’daki Artvinliler, 2 bin kişilik halay çekecek! HES’lere HAYIR! diyecek! | ||
| + | |||
| + | “Son ırmak kuruduğunda,son ağaç yok olduğunda,son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” | ||
| + | |||
| + | “Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Kullanacağımız kadarını keseriz. Eğer onların hislerini düşünmezsek, ormanın diğer ağaçları gözyaşı dökecektir. Bu da kalbimizi yaralar.” | ||
| + | |||
| + | AĞAÇLARIMIZA, DERELERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ.<br> | ||
| + | PEŞTEMALLARIMIZI, KUŞAKLARIMIZI, KOÇİKLERİMİZİ GİYİNİP GELİYORUZ.<br> | ||
| + | DAVULUMUZLA, AKORDİYONUMUZLA, TULUMUMUZLA GELİYORUZ.<br> | ||
| + | ÇOLUK ÇOCUK, YAŞLI GENÇ GELİYORUZ.<br> | ||
| + | TÜRKÜLER SÖYLEYECEĞİZ, HALAYLAR ÇEKECEĞİZ, '''“HES’LERE HAYIR!”''' DİYECEĞİZ. | ||
| + | |||
| + | Gün: 13 Mart, cumartesi<br> | ||
| + | Saat: 14.00<br> | ||
| + | Toplanma yeri: Galatasaray Meydanı<br> | ||
| + | Galatasaray Meydanında buluşup, Taksim Meydanına kadar yürüyeceğiz, 14:30’da basın açıklaması yapıp etkinliğimizi bitireceğiz. | ||
| + | |||
| + | İletişim için: <br> | ||
| + | Güngör Tekgümüş / 0533 340 94 46<br> | ||
| + | Bekir Altun / 0532 451 3090<br> | ||
| + | Öznur Geçkin / 0538 262 77 22<br> | ||
| + | Özgür Temiz / 05336336754 | ||
| + | |||
| + | |||
| + | ---- | ||
| + | |||
Sayfanın 08:23, 10 Mart 2010 tarihindeki hali
|
Sitenin maddi destekçisi |
Artvin (il) ▪ Ardanuç ▪ Arhavi ▪ Borçka ▪ Hopa ▪ Murgul ▪ Şavşat ▪ Yusufeli
Ansiklopediden örnek maddeler/sayfalar | Resim Galerileri | Yaban Hayat | Artvin'de Endemik Bitki Türleri | Artvin'in İlkleri | Artvin köy listeleri | Çeviri için bekleyen yazılar | Yazılması istenen maddeler | İstenen fotoğraflar Ansiklopedi dışı: Makaleler-Yazılar | Yerleşim yeri adları | Artvinli Şehit ve Gaziler | Artvin Kitaplığı | Yeni Yayınlar | Artvinli Yazar, Şair ve Çizerler Kitaplığı | 93 Muhacirleri iletişim sayfası İletişim: tartvinli@gmail.com |
|
ATLAS dergisinde 100 yıllık Artvin fotoğrafları Aylık coğrafya ve keşif dergisi ATLAS’ın bu ayki (Mart 2010) sayısında 100 yıllık renkli Artvin fotoğrafları yayınlandı. Taner Artvinli’nin 100 yıllık fotoğraflar: Bir Zamanlar Artvin başlıklı yazısında yer alan 6 kare fotoğraf, Artvin’in en eski fotoğrafları arasında olması bakımından oldukça önemli. Dergi, yazı ve fotoğraflara 3 sayfa ayırmış. Taner Artvinli tarafından ABD Kongre Kütüphanesi arşivinden çıkarılan, Rus fotoğrafçı Sergey Prokudin Gorsky’nin objektifinden günümüze ulaşan bu fotoğraflar tahminen 1911-1912 yıllarında Artvin şehir merkezinde, zamanın renkli fotoğraf tekniğiyle çekilmiş. 100 yıl öncesine ait fotoğrafların arasında Artvin şehir merkezi, o dönemdeki adıyla Georgievskaya Caddesi (şimdiki 7 Mart Sokağı) ve yerel giysileriyle Ermeni kadınlar da görülüyor. Artvinli’nin bu çalışması, Artvin’in bir asırlık kentsel gelişimini göz önüne sermenin yanı sıra yerli Ermeni nüfustan Ermeni kadınların giyim kuşamı konusunda da birer belge niteliğinde. Taner Artvinli’nin 100 yıl önceki Artvin’i bugüne taşıyan yazısı ve Gorsky’nin fotoğrafları görülmeye değer. ATLAS dergisinin MART 2010 sayısında yer alan dosya başlıkları:
Dergi bu ay okurlarına "Akdeniz, Doğadan Tarihe Yürüyüş Atlası"nı ek olarak hediye ediyor.
ARTVİN DERELERİNİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU’ndan basın açıklaması Artvinliler, derelerini kurutacak olan hidroelektrik santrallara karşı çıkıyor! İstanbul’daki Artvinliler, 2 bin kişilik halay çekecek! HES’lere HAYIR! diyecek! “Son ırmak kuruduğunda,son ağaç yok olduğunda,son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” “Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Kullanacağımız kadarını keseriz. Eğer onların hislerini düşünmezsek, ormanın diğer ağaçları gözyaşı dökecektir. Bu da kalbimizi yaralar.” AĞAÇLARIMIZA, DERELERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ. Gün: 13 Mart, cumartesi İletişim için:
Yeni yayınlar ARKEOATLAS'ın yeni sayısı çıktı. Atlas'ın arkeoloji özel sayısı, 'yaşayan geçmişin dergisi' ArkeoAtlas bayilerde. Dergi yedinci sayısında Hititler'den Büyük İskender'e kadar Anadolu'nun çevresiyle kurduğu ilişkileri ele alıyor. Editörlüğünü Doç. Dr. Necmi Karul'un yaptığı ArkeoAtlas yine çok sayıda bilim insanının katkısıyla hazırlandı.ArkeoAtlas ayrıca 'Gökyüzünden Arkeolojik Türkiye' kitabı hediye ediyor. Derginin konularının başında 'Son Tunç Çağı'nda Anadolu ve Komşuları' geliyor. Eski dünyanın iki süper gücü Hitit ve Mısır ilişkileriyle Kadeş Savaşı'nı anlatan dergi Anadolu Rusya ilişkilerine, Karadeniz'de Yunan kolonizasyonuna da ışık tutuyor. Etrüsklerin kökeni, Anadolu'da Kimmer, İskit ve Amazon izleri ArkeoAtlas'ın ilgi çekici konuları arasında. Derginin yedinci sayının dosya konusu ise 'Arkeoloji ve Milliyetçilik'. Bu başlıkta dünyada değişen akımlara paralel olarak geçmişe bakışın nasıl farklılaştığı üzerinde durulurken Türkiye'deki akımlar da tartışılıyor.
DÜNDEN BUGÜNE BORÇKA Yusuf Bülbül Borçka Halk Eğitim Müdürü Yusuf Bülbül, 125 nostaljik fotoğrafın yer aldığı bir kitap yayınladı.
Yusuf Bülbül, 1967 yılında, Artvin’in Borçka ilçesinde doğdu; ilk, orta ve lise tahsilini aynı ilçede tamamladı. 1984 Yılında Ankara Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Teknoloji Eğitimi Bölümünü (Endüstriyel Sanatlar Yüksek Öğretmen Okulu) kazanan ve 1988 yılında mezun olan, aynı yıl Yozgat Saraykent İlköğretim Okuluna Teknoloji Tasarım Öğretmeni olarak atanan Yusuf Bülbül, üç yıl kadar aynı yerde görev yaptı. 1991 yılında Borçka Cumhuriyet İlköğretim Okuluna naklen atandı. Borçka Atatürk İlköğretim Okulunda dört yıl müdür yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra 1996 yılında Borçka Şehit Savaş Gedik Lisesi Müdür Yardımcılığı görevinde 9 yıl çalıştı ve 2005 yılında Borçka Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğüne atandı. Halen aynı görevine devam eden Bülbül, ‘Ah resimlerin dili olsa’ adlı sergisinde, topladığı siyah beyaz eski resimler büyük ilgi görmüştü. 1925 tarihini anlatan resim sergisi dönemin Artvin Valisi Orhan Kırlı’yı da hayran bırakmıştı. Borçka Tekbaş Düğün Salonu’nda açılan siyah beyaz resimler ve geçim kaynağı ekmek teknesi kayık büyük ilgi görmüştü. Açılan sergilerin büyük ilgi görmesinden sonra Bülbül, eski fotoğraflarla borçkayı anlatan bir kitap çıkarmaya karar verdi. Projesini hayata geçiren ve yayınlanan nostalji kitapta 1925 ve 1996 yılları arasını anlatan Borçka’nın kültürünü ortaya koyan resimler yer alıyor. Kitabın içerisinde kadınların el hızarıyla tahta biçmeleri, merhum işadamı Sakıp Sabancı´nın Artvin ziyaretinde sazlı sözlü karşılanması, dönemin Başbakanı merhum İsmet İnönü’nün kayıkla Borçka Perçinli Demir Köprüsü’nü açmaya gelmesi, İnönü’nün kayığının kuma saplanması, gibi resimler yer alıyor. Haber: 08Haber.com
İSA BU KÖYE UĞRAMADI Carlo Levi Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu, Helikopter Yayınları, Ekim 2009, 224 sayfa, 20 TL Carlo Levi’nin bu kitabını ilk okuduğumda çarpılmıştım. Italo Calvino da söylüyor ya, bence de doğru. İnsanları, hayvanları, bitkileri öylesine büyük bir aşkla tasvir ediyordu ki, sanki zamanın ötesinde bir şeyden, bir büyük hakikatten, bir büyük aşktan söz ediyordu. Bunu bir tek Yaşar Kemal’de gördüm ben: Kimyası yavaş yavaş bozulan, dönüşen, farklılaşan dünyada insanı insan yapan ve değişmese çok iyi olacak olan şeylerin olduğunu bunca güzel, bunca etkileyici, bunca müthiş nasıl anlatır insan? Şöyle düşünün, bir zamanlar bir dünya vardı ve o dünya güzeldi. O dünyaya birileri tanıklık etti ve o dünyayı biz artık ancak bu adamların aracılığıyla kavrayabiliyoruz. Dünyayla, doğayla ve insanla aşka benzer bir ilişki yaşayan ve aşkla yazan adamlar bunlar. Carlo Levi de bu büyük yazarlardan biri. Bence bu kitabı mutlaka okuyun. Kendinizi bulacaksınız. (Levent Yılmaz, Yayın Yönetmeni)
TÜRKİYE’YE ULUSLARARASI GÖÇ Barbara Pusch – Tomas Wilkoszewski Kitap Yayınevi, Şubat 2010, 330 sayfa, 10 TL Türkiye yalnızca göç veren bir ülke değil, aynı zamanda yıllarca farklı göç akımlarının hedefi olan bir ülke. Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul’un 07-12 Mart 2007 tarihlerinde düzenlediği uluslararası sempozyumda bu konu etraflı biçimde ele alındı. “Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri: Toplumsal Koşullar ve Bireysel Yaşamlar” başlıklı bu çalışmada sunulan bildirilerle Türkiye’nin hem transit bir ülke ve hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönleri ortaya kondu. Kitap, sempozyuma sunulan bildirilerden oluşuyor: “Türkiye’de Uluslararası Göçün Siyasal Arka Planı: Küreselleşen Dünyada “Ulus-Devleti İnşa Etmek ve Korumak”/Ahmet İçduygu; “‘Düzensiz’ Göç, Göçmen Korkusu ve Çelişen Tepkiler”/Sema Erder; “Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Türkiye’nin Yabancılar Mevzuatı ve AB Vatandaşı Göçmenlerin Yaşamları Üzerindeki Etkileri”/Bianca Kaiser; “İstenen ve İstenmeyen Konuklar: Türkiye’deki Yabancıların İş Hukuku Karşısındaki Durumu”/Barbara Pusch; “Türkiye’deki Çalışma Hayatının Bir Parçası Olarak Yabancı Çalışanlar”/Kuvvet Lordoğlu; “‘Yukarıdakiler-Aşağıdakiler:’ İstanbul’daki Güvenlikli Sitelerde Göçmen Ev Hizmetlisi İstihdamı”/Ayşe Akalın; “Anavatan Ne İse, Biz de Küçük Ölçekte Oyuz: 1850-2007 Yılları Arasında İstanbul’daki Alman Anaokulu”/Marcel Geser; “Almanya’dan Türkiye’ye Ulus-aşırı Göç”/Yasemin Özbek; “Önyargıları Yıkmak ve Ortak Nefreti Yumuşatmak: İstanbul’daki Ermeni Kadın Göçmen İşçiler”/Hanna Rutishauser; “İstanbul’daki Iraklı Göçmenlerin Parçalı Eklemlenme Sürecinde Toplumsal Ağlar”/Didem Danış; “Anadolu’da Çerkez Diasporası: Etnokültürel ve Siyasi Yapı”/Ayhan Kaya; “Dönüşmekte Olan Siyasi Kimlikler: Türkiye’deki Doğu Türkistan-Uygur Diasporası”/Tomas Wilkoszewski; “Türk, Türkistan ve Özbek Kimlikleri Arasında: İstanbul’daki Özbek Göçmenler”/Anke Bentzin; “İstanbul’daki Afrika’lı Göçmen ve Sığınmacıların Yaşam Koşulları”/Deniz Yükseker ve Kelly T. Brewer; “İstanbul’daki Kuzey Afrika ‘Topluluğu:’ Profiller, İç Farklılaşmalar ve Stratejiler”/Jean-François Pérouse
YAŞADIĞIMIZ ŞU KORKUNÇ OTUZ YIL Halil Berktay 71 sayfa, 7,-YTL Aralık 2008 Kitap Yayınevi, Aralık 2008, 71 sayfa, 7 TL Kemalist Devrimden başlayarak hemen her şeyin, Üçüncü Dünyaya kıyasla otuz kırk yıl erken cereyan ettiği Türkiye, bürokrasi-burjuvazi, tek parti-çok parti, ordu-parlamento çelişmesini 1946-50’den beri yaşamakta. Emekçiler ve hâkim Türk milliyetçiliğinin diğer mağdurları, bu mücadelede kâh görece aktif, kâh pasif biçimde yer alıyor. Kendilerine özgü talepleri gündeme getiriyor veya getiremiyor. Ama şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz ki, halk çıkarlarını asla bürokrasinin, ordunun, tek-particiliğin safında aramıyor. Tersine, tercihlerini daima çoğulculuktan, mevcut alternatifler arasında görece demokratik olandan yana kullanıyor. Bu eksen etrafındaki müteaddit boy ölçüşmeler, son otuz yılda, evrensel bir çağ dönümüyle eklemlendi. Soğuk Savaşa, daha genel olarak 19. ve 20. yüzyılların “sosyal siyasa”sına özgü sorun ve kutuplaşmaların yerini, Soğuk Savaş sonrasına özgü, küreselleşme bağlamında 21. yüzyılın “kültür ve kimlik siyasası”nı haber veren başka problem ve kutuplaşmalar almaya başladı. Türk milliyetçiliği, 1875-1914 arasında, gerek zamanın Büyük Devletleri, gerekse diğer Balkan, Kafkas ve Ortadoğu milliyetçilikleriyle cebelleşerek doğmuştu. Ulus-devlet, Liberalizmi ve Sosyalizmi reddederek Nasyonalizm etrafında örgütlendi; sivil toplum üzerinde Prusyavari bir tahakküm kurdu. Bu hegemonyanın çeşitli araç ve aygıtları, 1978-88 arasında hâlâ, Yakınçağ “sosyal siyasa”sına ve Soğuk Savaş özgü tehdit algılarına karşı kullanılmaktaydı. “Derin devlet” 1980’lerin ikinci yarısından itibaren cephesini değiştirdi. Halktan, sivil siyaset alanından filizlenen temsil ve katılım özlemlerinin, Avrupa demokrasisiyle de buluşma, birleşme eğilimine karşı mevzilendi. Önceki amaçlar için hazırlanmış ve kullanılmasına alışılmış bütün bir aygıtı, kısmî adaptasyonlarla birlikte, bu yeni düşman ve tehdit algılarına tevcih etmeye çalıştı. Bu satırların yazıldığı sırada henüz kaderi kesinleşmemiş, önümüzdeki yıllarda sürmesi muhtemel yeni ve büyük bir demokrasi mücadelesinin tarafları, bu şekilde oluştu. Tarihçi Halil Berktay, Ankara SBF, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra, on yıldır Sabancı Üniversitesi’nde öğretim üyesi. 15 Kasım 2007’den beri Taraf gazetesinde yazıyor. Aynı zamanda Kanal 24’e, her hafta “Nisyana İsyan” adlı bir tarih programı yapıyor.
TARİHİN GÖRGÜ TANIKLARI Peter Burke Çeviri: Zeynep Yelçe, Kitap Yayınevi, 2. Baskı, Aralık 2009, 83 desen, 244 sayfa, 15 TL Mağara resmi, ikona, gravür, taş baskı, ahşap oyma, harita, minyatür, fresk, heykel, resim, fotoğraf, dokuma, karikatür, afiş... Hepsinin de tarih araştırmacılarına söyleyecek şeyleri var. Yanlız onlara mı ? Geçmişi anlamak isteyen herkese... Bir imge ile karşılaştığımızda “tarih ile karşı karşıya” geliriz. Farklı zamanlarda, dünyanın farklı köşelerinde ve kültürlerinde üretilen, çeşitli imgeler içeren görsel malzemeler bize ne anlatır ? Onlara bakarak tarihi okuyabilir miyiz, anlayabilir miyiz? İmgeler tanıklığı olmasaydı, maddi kültür tarihi neredeyse imkansız olurdui zihniyetlerin tarihi, günlük yaşamın tarihi de. Bu kitapta, Kültür Tarihi Profesörü Peter Burke, Görsel malzemenin tarihi anlamak için nasıl kullanılacağını inceliyor. Her türlü imgenin belirli bir toplumu anlamada bize nasıl yol gösterebileceğini örneklerle sunuyor. Sessiz tanıkların “satır aralarını” okurken, tarihçileri tuzaklar konusunda uyarıyor. Sosyal gruplar imgelerle nasıl temsil ediliyor ? Toplumsal cinsiyet, yabancılar hakkındaki basmakalıp yargılar imgelere nasıl yansıyor ? Tarihin yazılışında görsel kanıtların yararları ve tehlikeleri nelerdir ? Burke, tarih ve sanat meraklısı okuru görsel malzemeler arasında zaman ve mekan izlemeden meraklı ve öğretici bir yolculuğa çıkarıyor. Peter Burke, Cambridge Üniversitesi’nde Kültür Tarihi profesörü. Bilginin Toplumsal Tarihi, Tarih ve Toplumsal Kuram, Yeniçağ Başında Avrupa Halk Kültürü adlı eserleri Türkçe’de yayımlandı.
BÜYÜK İSKENDER Jona Lendering Çeviri: Burak Sengir, Kitap Yayınevi, Temmuz 2009, 448 sayfa, 25 TL Sonunu bildiğiniz, yine de elinizden bırakamadığınız romanlar ya da gümüş perdedeki yansımalarından gözünüzü ayıramadığınız filmler vardır. İşte elinizdeki Büyük İskender kitabı, gerçek bir tarih kitabı olmasına rağmen, Makedonya kralının bilinenden çok farklı bir portresini, adeta epik bir filmin rengârenk kareleri aracılığıyla çiziyor, roman tadında bir anlatı sunuyor. Yazarı Jona Lendering daha önce hiç denenmemiş biçimde, bir yandan geleneksel antikçağ Yunan anlatılarını didiklerken, diğer yandan Babil hükümdarlık kayıtlarını, İran kökenli belgeleri okurlarının gözleri önüne seriyor. Ayrıca ancak son yıllarda okunabilmiş sayısız kil tablet eşliğinde bizi İskender’in peşinden büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Çarpıcı güzellikteki gizemli Uzakdoğu diyarlarına sürüklenirken, başka kültürlerin tuhaf gelenekleri olan halklarını, gözü pek ve merhametsiz savaşçılarını tanıma fırsatı buluyoruz. Lendering’in İskender’i, yalnızca aman vermeyen bir fatih ya da dillere destan bir kahraman değil; daha çok, farklı kültürler arasında bocalayıp kalmış, tebaasını oluşturan halkları bir çatı altında toplama arzusuyla dolu genç bir liderdir. Hep anlatıldığı gibi şeytan ya da tanrı olarak değil, sıradan bir insan olarak görürüz onu. Kitapta, İskender’in ezeli rakibi Pers hükümdarı III. Dareios’un portresi de, Yunan kökenli kaynaklarda yansıtıldığı gibi korkak bir hükümdar olarak değil, üstün vasıfları olan, kılı kırk yaran cesur bir komutan olarak çizilmiştir. Jona Lendering tarihçidir. Kitap Yayınevi’nin de yayınlayacağı Stad in Marmer; Gids voor het antieke Rome aan de hand van tijdgenoten [Mermer Şehir: Çağdaşlarının Gözünde Antikçağ Roması] adlı yapıtı “Hollanda’da bugüne kadar yayımlanmış Roma’yı en iyi tanımlayan kaynak” sıfatıyla övgüye değer bulunmuştur.
AK PARTİ Editör: Hakan Yavuz, Kitap Yayınevi, Şubat 2010, 392 sayfa, 28 TL Ak Parti’nin siyasi yelpazenin merkezine doğru gerçekleştirdiği değişim seçmenler tarafından güvenilir ve müspet algılandı ve 2002 genel seçimlerinde bu parti galip geldi. Bilinen İslami kökleri, liderlerinin geçmişteki faaliyet ve demeçleri göz önünde bulundurulduğunda, bu partinin neden ve nasıl daha liberal bir çizgiyi benimsediğinin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Ak Parti Türkiye’de sessizce gerçekleşen bir dönüşümün nedeni değil sonucudur. Anadolu’da kök salan yeni burjuvazi ile devlet kontrolü dışındaki yeni entelektüel sınıf bu dönüşümün temel failleri. Ak Parti deneyimi ile ilgili sorulacak pek çok soru vardır: Ak Parti İslami bir parti midir? Tamamen İslami bir hareketin İslami olmayan veya İslami unsurlar taşımayan bir harekete dönüşmesi mümkün müdür? Ak Parti üyelerinin özel hayatlarında dini değerlere bağlı olmaları bu partinin İslami bir parti olarak sınıflandırılması için yeterli midir? Bir parti ya da hareket ne zaman İslamcı olur veya İslamcı oluşu ne zaman sona erer? Parti yönetimi siyasal İslam’la her türlü bağlantıyı reddetse de, biz bu partinin hâlâ İslamcı olduğunu düşünebilir miyiz? Ak Parti’nin durumu, yeni koşullara uyum sağlayabilmiş bir İslami hareketin başarı hikâyesinden çok, İslamcılığını, hatta apaçık İslami köklerini reddettiği derecede Türkiye’de sistemin siyasal İslam’a dönüşme veya siyasal İslam’ı ehlileştirme kabiliyetinin bir hikâyesi midir? Bu kitapta birçok bilim insanı Ak Parti’yi değişik yönlerden ele alarak bu sorulara bir yanıt bulmaya çalışıyor: Hakan Yavuz/Türkiye’de İslami Hareketin Dönüşümünde Yeni Burjuvazinin Rolü; Massimo Introvigne/Türkiye’de Dini Piyasa(lar); Yalçın Akdoğan/Muhafazakâr-Demokrat Siyasal Kimliğin Önemi ve Siyasal İslamcılıktan Farkı; William Hale/Hıristiyan Demokrasi ve AKP, Benzerlikler ve Zıtlıklar; İhsan D. Dağı/Adalet ve Kalkınma Partisi: Güvenlik ve Meşruiyet Arayışında Kimlik, Siyaset ve İnsan Hakları Söylemi; Sultan Tepe/İslami Eğilimli Bir Parti Olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Değişim Vaatleri, Çelişkileri ve Sınırları; Ahmet T. Kuru/Laikliğin Yeniden Yorumlanması: Adalet ve Kalkınma Partisi Örneği; Ali Çarkoğlu/Türkiye’de Yeni Nesil İslamcılar: Değişen Seçmen İçinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Temelleri; Gareth Jenkins/Semboller ve Gölge Oyunu: Ordu-AKP İlişkileri, 2002-2004; Ziya Öniş/Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Ekonomi-Politiği; Engin Yıldırım/Emek Karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi; Edibe Sözen/Ak Parti’nin Kadın Siyaseti ve Ak Partili Kadın Kimlikleri; Burhanettin Duran / AKP ve Dönüşümün Aracı Olarak Politika; Şaban Kardaş / Türkiye ve Irak Krizi: Kimliklerle Çıkar Arasında AKP.
Örümcekler arahnid’lerin en kalabalık grubunu oluşturur. Örümceklerde tür sayısı 50.000’in üzerindedir. Dünyanın birçok ekosistemine adapte olmuş, böylece çok farklı ekosistemlerde yaşayan bir grup halini almışlardır. Örümceklere Everest tepelerinden kanyonların derin çukurlarına, akarsu veya göl içlerine kadar değişik yaşam ortamlarında rastlamak mümkündür. Birçok örümcek türünün büyüklüğü veya boy uzunluğu 2 ilâ 10 mm arasında değişir. Ancak tropikal ortamlarda yaşayan 80-90 mm boy uzunluğuna sahip tarantula’lara da rastlamak mümkündür. Örümceklerin yine büyük bir çoğunluğu bir yıllıktır. Ancak bazı türlerde ömür uzunluğu 2 veya 3 yıl olabilir. Bunlarla birlikte tropikal bölgede yaşayan 10 yıllık ömre sahip tarantulalar mevcuttur. Erkek örümcek çoğunlukla dişi örümcekten daha küçüktür ve de daha kısa ömürlüdür. Bütün örümcekler karnivordur. Bazıları serbest dolaşıp avlandıkları halde diğer bazıları örmüş oldukları ağa bağımlı olarak yaşar. Örümceklerin besinini özellikle böcekler ve diğer bazı artropod’lar oluşturur. Devamı...
Doğa Koruma Merkezi (DKM), Hollanda Tarım ve Gıda Bakanlığı tarafından desteklenen “Türkiye’nin kelebeklerinin aktif korunması için altyapının oluşturulması” projesi kapsamında, 18-25 Temmuz 2009 tarihleri arasında Kaçkar Kelebek Kampı’nı düzenledi. Toplamda ondokuz yerli ve yabancı katılımcıdan oluşan kamp ekibi bir hafta boyunca Artvin’deki farklı kelebek topluluklarına ev sahipliği yapan bölgelerde kelebek gözlemi yaptılar. Kampın iki önemli hedefi bulunmaktaydı, birincisi kelebek gözlemcilerinin bir araya gelmesini ve kelebek korumacı uzmanlarla bir arada gözlem yapmalarını sağlamak, hep birlikte Kaçkar Dağları gibi kelebek zengini bir ortamda gözlemciliğin tadına varmaktı. Kampın ikinci amacı ise çevreye duyarlı, doğaya meraklı eko-turistler olarak bölge halkının geçimine katkıda bulunmak ve ekoturizmin halk tarafından bir geçim kaynağı olarak görülmesini sağlamaya çalışmaktı... Kaçkar Kelebek Kampı raporu yayınlandı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz: Kaçkar Kelebek Kampı Raporu Yeni yayınlar
Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi 'nin Eylül 2009'da çıkan son sayısında Temel GÖKTÜRK, Taner ARTVİNLİ, Faruk BUCAK imzalı ARTVİN KUŞ FAUNASI başlıklı makale yayınlandı. Artvin Çoruh Üniversitesi, Orman Fakültesi Dergisi, 9 (1-2): 33-43 (2008) Makaleye buradan ulaşabilirsiniz: Artvin Kuş Faunası
Aşağı Türbe, Artvin merkeze bağlı Zeytinlik (eski adı Sirya) köyünde yer alan iki tarihî türbeden birisidir. Türbe, Zeytinlik köyünün karşısında, Çoruh Nehri’nin kıyısındaki zeytinliğin kenarında inşa edilmiştir. Altta kriptası olmak üzere tek kattan meydana gelen türbe, dıştan 7.90x7.82 m ölçüsünde kare plana sahiptir. Türbe üstünde ya da kayıtlara geçen herhangi bir kitâbesi bulunmamaktadır. Kitâbesi bulunmadığından kimler tarafından ve hangi tarihte inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yöre halkının nesilden nesile ulaştırdığı bilgiye göre, Selçuklular ile o dönemde çevreye hakim olan Gürcüler arasında bu mevkide bir çatışma olduğu ve bu esnada şehit düşen iki Müslüman komutan için daha sonra bu türbe ve Yukarı Türbe’nin yaptırıldığı kabul edilmektedir. Bu bilgilerin yanı sıra türbede kullanılan malzeme, teknik, plan ve strüktür özellikleri yönünden Selçuklu türbelerine olan benzerlikleri de dikkate alındığında, yapı, muhtemelen 13. yüzyılda yöreye kısmen hakim olan Saltuklar tarafından yaptırılmış olmalıdır. Artvin çevresinde Selçuklu yerleşmesine tanıklık etmesi açısından önem taşıyan türbe, günümüzde ot yığınlarının konulduğu samanlık olarak kullanılmaktadır. Türbenin düzgün kesme taş kaplamaları, 1857 yılında inşa edilen Zeytinlik Merkez Camisi’nde kullanılmak üzere tümüyle sökülmüştür. Yapı yine de ayaktadır. Devamı... Hopa ilçe merkezi Aşağı Sundura Mahallesinde yer alan tarihî cami. Etrafı çevrilmiş bir alan içinde yer alan caminin güney yönünde haziresi bulunmaktadır. Ana mekânın kuzeybatı köşesinde minaresi, kuzeyinde son cemaat yeri bulunur. 10.55x10.10 m ölçülerinde kareye yakın plana sahiptir. Kayıtlara geçen ya da yapı üzerinde orijinal kitâbesi bulunmamaktadır. Sonradan yapılan tespitlerle giriş kapısı üzerine konulan levhaya göre 1905 yılında inşa edilmiştir. 1961 yılında onarım geçirerek bugünkü son cemaat yeri ve minare eklenmiştir. Tekrar 1992 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilmiş olup ibadete açık bulunmaktadır. Cami dıştan kırma çatıyla örtülmüştür. Devamı... (Şavşat, 1961). Akademisyen, sanat tarihçisi. Şavşat'ın Çağlayan köyünde doğdu. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji bölümünden mezun oldu. Kültür Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarında çalıştıktan sonra 1991’de Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde öğretim elemanı oldu. 1993’de mastırını, 1996’da doktorasını Genel Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda Artvin’in kültür varlıklarına yönelik olarak tamamladı ve aynı yıl Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1997’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izinleri ile Artvin ili ve ilçelerinde üniversite, bakanlık ve TÜBİTAK’ın destekleri ile başlattığı yüzey araştırmalarını; Çoruh Irmağı üzerinde yapımı planlanan baraj alanındaki kültür varlıklarının belgelenmesini de kapsayacak şekilde, 2007 yılında büyük ölçüde tamamladı. 2007 yılı itibariyle Şavşat Kalesi’nde Bakanlar Kurulu Kararı gereğince gerçekleştirdiği arkeolojik kazı faaliyetini, çeşitli kurumların destekleri ile sürdürmektedir. Devamı... Kültür, Deniz, Baraj, Yayla, Doğa Batman Üniversitesi Genel Sekreteri Yrd. Doç. Dr. Osman Aytekin ile söyleşi Söyleşi: Rasim Yılmaz -Sayın hocam, kendinizden söz eder misiniz, kimdir Osman Aytekin? 1961 yılında Artvin-Şavşat ilçesi, Meydancık beldesine bağlı Çağlıyan köyünde dünyaya geldim. Babam memur olduğundan başlangıçta köy ilkokuluna gittim. Daha sonra, ilkokulu Artvin Merkezine bağlı Ortaköy (Berta)’da tamamladım. Ortaokul eğitimimi Rize Lisesi orta kısmında, Liseyi Artvin Kazım Karabekir Lisesi’nde okudum. Üniversiteyi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’ndan 1985’de mezun oldum. Akabinde, Yedek Subay olarak askerliğimi tankçı asteğmen olarak önce Ankara-Etimesgut’ta başladım, Erzurum Laleli Tank Taburundan terhis oldum. Askerlik sonrasında, Artvin Orman İşletme Müdürlüğünde, Ankara-Fatoş Abla Kolejinde, Ankara-SSK Genel Müdürlüğünde, Ordu ve Van müzelerinde görev yaptıktan sonra, 1991 yılında Van-Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nün araştırma görevlisi sınavını kazanarak Van Müzesi’ndeki görevimden ayrılarak Üniversiteye geçmiş oldum. Mastır ve doktorayı, Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda; Artvin ve ilçelerindeki sanat değeri taşıyan mimari yapılara yönelik olarak tamamlayarak, 1996’da öğretim üyesi unvanını aldım. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde görevime devam ederken, Aralık 2008 tarihi itibariyle yeni kurulan Batman Üniversitesi’ne görevlendirmeli olarak geçiş yaptım. Halı hazırda, Batman Üniversitesi’nin Genel Sekreterliğini ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğünü yürütmekteyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Devamı... Opiza (Bağcılar) Manastırı, Artvin merkeze bağlı Bağcılar (eski adı Opiza) köyünde bulunan tarihi Gürcü manastırıdır. Köyün girişindeki meyilli arazinin düzeltilmesi sonucu elde edilen alan üzerinde kurulan manastır; kilise, şapel ve diğer yapılardan oluşmakta olup zamanımıza oldukça harap bir şekilde ulaşmıştır. Manastırın günümüze ulaşan kitabesi yoktur. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgiye göre buradaki yapılar ilk kez, Ardanuç Kalesi’ni İberya Krallığı merkezi haline getiren Kral Vahtang Gorgaslan (449-499) tarafından kurulur. 7. yüzyılda Müslüman Arapların bölgeye yönelik akınları sırasında tahrip edilir. Daha sonra, Rahip Grigor Kandza tarafından, Bagratlı Krallarından I. Aşot’un (786-830) yardımları ile yapı topluluğu yeniden onartılarak, 14. yüzyıla kadar işlevini sürdürür. Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmamaktadır. KİLİSE Manastırın odak noktasını teşkil eden yapı serbest haç planlı olup 24.80x10.40 m dış ölçülere sahiptir. Yöredeki kiliseler içerisinde en fazla tahrip görmüşlerin başında gelmektedir. Kilisenin kuzey cephe duvarı, batı cephe duvarının bir bölümü, pastoforion odalarının bir kısmı haricinde tüm mimari elemanları yıkılmıştır (buradaki tahribin en önemli sebebi 1960’lı yıllarda köye ulaştırılan karayolunun kilisenin ortasından geçecek şekilde etüd edilmesidir). Devamı... Porta (Pırnallı) Manastırı, Artvin merkeze bağlı Pırnallı (eski adı Porta) köyünün Bağlık mezrasında bulunan tarihi Gürcü manastırıdır. Manastır, köyün güneybatısında, iki vadinin arasında kalan ve kuzeyden güneye doğru alçalan sırt üzerinde kurulmuştur. Araç yolu yoktur. Manastır; kilise, çan kulesi, şapel-çeşme ve diğer yapılardan oluşmaktadır. Etrafı mezra evleri ile çevrelenmiş olan manastır, yöredeki Ortaçağ yerleşmesini günümüze en iyi yansıtan yer özelliğini taşımaktadır. Manastırın çan kulesi cephesinde bulunan kitabesine ve yazılı kaynaklara göre buradaki ilk yapılaşma Rahip Kandza’nın önderliğinde Bagratlı Krallarından I. Bagrat (826-876) tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonra I. Aşot’un torunu prens Khaohi (896-918) tarafından sürdürülen yapılaşma, Kral Gurgen’in (918-941) saltanatı sırasında son şeklini aldığı anlaşılmaktadır. Böylece, günümüze ulaşan kilise ve diğer yapıların 10. yüzyılın içinde son şeklini aldığı görülmektedir. Tao-Klarjethie bölgesinin önemli kültür ve dini merkezlerinden biri olarak işlevini, diğerleri gibi 14. yüzyıla kadar sürdürmüş olmalıdır. Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmamaktadır. Devamı... Artvin merkeze bağlı Aşağı Maden (eski adı Aşağı Hod) köyü Çatak Mahallesinde bulunan tarihi cami. Kitabesi bulunmayan yapı, muhtemelen 19. yüzyılın ortasında inşa edilmiştir. Rus işgali sırasında kısmen tahrip olan ve bir zaman işlevi dışında kullanıldığı söylenen cami, önemli bir onarım geçirmeden günümüze kullanılır vaziyette ulaşmayı başarmıştır. Kuzeyden güneye doğru alçalan meyilli meyilli bir alanın düzeltilmesi sonucu doğudan başlayıp batı cephesinin orta kısmına kadar devam eden yüksekçe tutulmuş istinad duvarıyla koruma altına alınmış yapının kuzeyinde iki katlı son cemaat yeri, kuzeybatı köşesinde minaresi bulunmakta olup, son cemaat yeri 2.90 m eninde, asıl mekân ise dıştan 10.90x10.70 m ölçülerinde kare plana sahiptir. 1 m genişliğinde ve 1.90 m yüksekliğinde beşik kemerli, üzeri zengin süslemelerden oluşan iki ahşap kanatlı kapısı bulunmaktadır. Kapının her iki yanında birer alçak pencere bulunur. Kuzey cephesinin batı köşesindeki ahşap minare cepheye bitişik olarak yükselmektedir. Devamı... 29 Mart 2009 Yerel Seçim Sonuçları 29 Mart 2009 tarihinde yapılan Yerel Seçimler sonucunda Artvin Belediye Başkanlığına yeniden Emin Özgün seçilirken, Ardanuç'ta Yıldırım Demir, Arhavi'de Coşkun Hekimoğlu, Borçka'da Oral Küçük, Hopa'da Turan Kasımoğlu, Murgul'da Mehmet Yıldırım, Şavşat'ta Naci Köroğlu ve Yusufeli'de Eyüp Aytekin Belediye Başkanı seçildiler. İl Genel Meclisi seçim sonuçlarına göre en fazla oy alan ilk üç parti AKP (%38,45), CHP (%25,63) ve MHP (%11,85) oldu.
ARTVİN MERKEZ EMİN ÖZGÜN CHP %43,75 ARDANUÇ YILDIRIM DEMİR CHP %65,19 ARHAVİ COŞKUN HEKİMOĞLU AKP %36,24 BORÇKA ORAL KÜÇÜK MHP %33,47 HOPA TURAN KASIMOĞLU CHP %35,51 MURGUL MEHMET YILDIRIM CHP %41,79 ŞAVŞAT NACİ KÖROĞLU CHP %33,49 YUSUFELİ EYÜP AYTEKİN AKP %48,53
Partiler ve aldıkları oy oranları AKP %38,45 CHP %25,63 MHP %11,85 DSP %7,75 DP %7,24 BTP %1,91 SP %1,74 BĞSZ %1,72 ÖDP %1,71 BBP %0,72 ANAP %0,54 TKP %0,25 EMEP %0,24 İP %0,13 LDP %0,06 DTP %0,06 BDP %0,01 MP %0,00 HYP %0 HAKPAR %0 Al basması (Albastı), bütün Türk boylarında ortak bir kötü ruh inancıdır. Yörelere ve tarihin akışına göre -birbirine benzer olmak üzere- şu sözcüklerle adlandırılmıştır: Abası, Al, Albas, Albastı, Albıs, Albız, Alkarası, Alkarısı, Almıs. Doğum sırasında ve sonrasında gerek ana için, gerek çocuk için çok büyük bir tehlike olan Albastı ve bu ruhla ilgili inançlar Türkler'in çok eski devirlerinden günümüze dek gelen, halâ Anadolu ve Anadolu dışı Türkler arasında yaşayan önemli bir mitolojik unsurdur. Karakteristik bir Türk motifi olan Al, Albastı ruhu, Orta ve Batı Türklerinde Albastı, Alkarısı; Osmanlı metinlerinde Albız; Uranha-Tuba Türklerinde Albıs; Altay Türklerinde Almıs; Saha (Yakut) Türklerinde Abası olarak bilinir. Kumuk Türklerinde Al karısı'nın adı “bastırık”tır; al basmasına da “bastırık basa” derler. Bu inanç Dağıstan halklarından Avarlarda da vardır. Kam'lar (baksı, şaman), Albastı'yı genellikle keçi suretinde görürler. Bu inançla ilgili olarak yapılan törenlerde Albastı, ana ve çocuktan uzaklaştırılmaya çalışılır. Saptanmış böyle bir törende baksı bir yandan ilahi/efsun okur, öte yandan bir koyun ciğerini lohusanın ciğeri yerine Albastı'ya verir. Çünkü Albastı lohusanın ciğerini alıp kaçar ve suya atar. Ciğer suya düşerse lohusa ölür. Devamı... Ferit Avcı'nın "Benim Minik Kırmızı Balığım" kitabı yayınlandı
Çizer Ferit Avcı'nın Tudem 2007 Çocuk Kitapları yarışmasında mansiyon ödülü kazanan Benim Minik Kırmızı Balığım adlı kendi yazıp resimlediği kitabı Tudem Yayınları'ndan çıktı. Tüm kitapçılarda. Artvin Ansiklopedisi'ne de destek olan kıymetli hemşerimiz Ferit Avcı'nın kitabıyla ve sevimli çizgileriyle tanışmanızı, çocuklarınızı tanıştırmanızı öneririm. Ferit Avcı'yı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Karçal Dağları Önemli Bitki Alanı Karçal Dağları Önemli Bitki Alanı (ÖBA) Doğu Karadeniz Dağları’nın doğu ucunda, Gürcistan sınırına yakın küçük bir dağ silsilesidir. Büyük ölçüde volkanik kayalardan oluşan Karçal Dağları’nın yüksekliği 3.428 m’yi bulur. ÖBA çoğunlukla bozulmadan kalmış geniş ve iğne yapraklı orman, çalı, alpin mera, sarp kayalık ve zirve bitki topluluktan içerir. Florası çok ayrıntılı incelenmemiş olmasına karşın, Karçal Dağları’nda ülke çapında nadir en az 61 taksonun yetiştiği bilinmektedir. Alanda lokal olarak bulunan Vacdnium arctostaphylos Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alır. Genel olarak bir koruma statüsüne sahip olmayan ÖBA’da iki önemli orman alanı Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. Alan maden işletmeciliği, yol inşaattan ve aşın otlatma gibi tehlikelerle karşı karşıyadır. Devamı... 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden "93 Harbi" olarak da bilinir. Padişahı II. Abdülhamit döneminde Ruslara karşı verilen bir savaştır. Hem Tuna Cephesi'nde, hem de Kafkasya Cephesi'nde savaşılan 93 Harbi, Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Bu savaş, Osmanlı Devleti için hem büyük bir toprak kaybına neden olmuş, hem de Rus ordusunun İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy, Bakırköy) kadar gelerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmesiyle sonuçlanmıştır. Devamı... Karçal Dağları Önemli Orman Alanları Gürcistan sınırında yer alan Karçal Dağları biyolojik çeşitlilik açısından Türkiye’nin en önemli yerlerindendir. Doğu Karadeniz ılıman kuşak karışık yapraklı ormanlarının en iyi örneklerine sahip olan Karçal Dağları’nın en önemli özellikleri, ani yükseklik değişimleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı ve zengin yaban hayatıdır. Bitki coğrafyası açısından, Avrupa-Sibirya Floristik Bölgesi’nin "Kolşik" bölümünde yer alan Karçal Dağları, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından belirlenen, küresel düzeyde korunmada öncelikli “200 Ekolojik Bölge”den birisi olan “Kafkasya ve Kuzey Anadolu Ilıman Kuşak Ormanları” sınırları içinde kalmaktadır. Conservation International (CI), Dünya Bankası ve GEF gibi uluslararası kuruluşlar da Kafkasya Bölgesini, dünyanın en zengin ama tehlike altındaki 25 karasal "ekolojik bölge"sinden biri olarak göstermektedir. Bölge, Avrupa ve Orta Asya'yı içine alan coğrafyadaki en geniş doğal yaşlı orman ekosistemlerine sahiptir. Devamı... Türkiye'nin Önemli Doğa Alanları
Çok çeşitli canlı türlerinin yaşadığı bir alan düşünün. Burada her tür, sağlıklı topluluklar halinde ve yaşam döngülerini sürdürebilecek karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde yaşar. Böyle bir alanın korunması, yani doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması, burada yaşayan türlerin geleceği için hayati önemdedir. “Önemli Doğa Alanı” (ÖDA) kavramı doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan coğrafyaları tanımlar. Bu kitap Türkiye’nin önemli doğa alanlarının bir envanteridir ve 305 “Önemli Doğa Alanı”nı kapsamaktadır. Marmara Bölgesi’nde 32, Ege Bölgesi’nde 34, Akdeniz Bölgesi’nde 73, Orta Anadolu Bölgesi’nde 45, Orta Batı Karadeniz Bölgesi’nde 23, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 242, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 69 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 19 “Önemli Doğa Alanı” saptanmıştır. İki cilt boyunca her alan teker teker tanımlanıyor, habitat tanımı yapılıyor, canlı türleri sayılıyor, alanın bugün nasıl kullanıldığı anlatılıyor, alana yönelik tehditler ve koruma önlemleri sıralanıyor. Türkiye’nin biyocoğrafyası, bozkırları, ormanları, akarsuları, dağları, maki alanları, sulakalanları, kıyıları ve denizleri, bitkileri, kuşları, memeli hayvanları, amfibi ve sürüngenleri, içsu balıkları, kelebekleri ve böcekleri bu kitapta yüzlerce renkli harita ve binlerce renkli fotoğraf ve çizelgeyle okurların hizmetinde. Doğa Derneği, Birdlife International ve Atlas dergisi tarafından gerçekleştirilen bu anıt eser, Kitap Yayınevi tarafından yayınlandı. Kitaptan örnek sayfalar için: http://www.kitapyayinevi.com/ayrinti.asp?Id=519&kId=3 |
|
Fatih Artvinli
|
Yılmaz Aslantürk
|
Fahrettin Çiloğlu Farklı bir coğrafya ve farklı bir kültürün algılarını fotoğraf kalitesinde okurun önüne koyan Uçinmaçini, Kafkas insanının söylence ve destana dönük yüzünü, sıradan olay ve nesnelere insanüstü anlamlar yükleyen kıvrak zekasını bazen komik, bazen de hazin bir öykü olarak çıkarıyor karşımıza. Türk öykü geleneğinde çok az denenmiş olan gerçeküstü kimlik değişimleri, düşle gerçeğin birbiri içinde eriyip yarattığı üçüncü tür gerçeklik, Çiloğlu'nun kaleminde sinemasal bir netliğe ve okuma şölenine dönüşüyor. |
|
DSİ Yusufeli Barajı ve HES ile ilgili raporları yayınladı
|
Yasal Uyarı
Bu sitede yer alan her türlü ansiklopedik madde, yazı ve resimler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu uyarınca koruma altındadır. Yazılı izin alınmaksızın ve www.artvinansiklopedisi.com sitesi ve madde yazarının adı kaynak gösterilmeksizin hiçbir surette alıntı yapılamaz, başka web sitelerinde, kitap, gazete ve dergi gibi basılı yayınlarda yayınlanamaz. |

