Yeşil Artvin (dergi)

From Artvin Ansiklopedisi

Jump to: navigation, search

Artvin Yüksek Tahsil talebe Derneği’nin (Ankara) yayınladığı yöresel fikir ve folklor dergisi. İlk Sayısı 1968’de yayınlandı. Dergide M. Adil Özder, Aydın Karasüleymanoğlu, Şahver Karasüleymanoğlu, Prof. Dr. Gündüz Akıncı, Selahattin Çoruh, Abdullah Aydın (İşhanlı), Nurettin Demir gibi isimlerin yazıları da yayınlandı.


Yeşil Artvin dergisinden
Yeşil Artvin’in “Her evden bir şehit veren belde” sloganıyla yayınlanan 7 Mart 1973 tarihli 5. sayısından notlar:


7 Mart’ın düşündürdükleri

Kaçakaçlık, benim gibi Cumhuriyet’le yaşıt olanların çocukluk anılarını dolduran hazin, fakat gerçek bir öyküdür. Birinci Dünya Savaşlarında, doğu illerimizin yağı (düşman) eline düşüşünden sonra halkın Anadolu içlerine göç edişi olayına, Artvin yörelerinde “kaçakaçlık” denirdi. Çocukluğumda babamdan, ağabeyimden, dayılarımdan ve özellikle amcamdan, kaçakaçlığı çok dinlemiştim. “Ardahan’da birliklerimiz dağılmış, Moskoflar dağ kararmasını aşmış” kara haberi köye ulaştığında malı mülkü her şeyi bırakıp Anadolu içlerine göç eden ailem, döne dolaşa Zonguldak’ın Devrek ilçesine kadar gelmiş. Babam ve o sıralarda 8-10 yaşlarında olan ağabeyim kömür madeninde çalışmışlar.

Kaçakaçlık tam beş yıl sürmüş. Bir gün Kâzım Karabekir ordularının doğu illerini kurtardığı müjdesini almışlar. Çeşitli yoksulluklara katlanan aileler, vapurla Batum’a oradan da köy ve kentlerine dönmüşler. Köyümüzde peg (virane)’den geçilmiyormuş. Kaçakaçlıkta yoksul düşen ailemiz, bu kez yoksulun yoksulu olmuş…

Prof. Dr. Osman Ersoy Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı


Çoruh’taki Sancak

Bu öykü, 1878’lere dek gider; Ardahan Ovası’ndaki savaşta Tümenlerimiz erimişti. Artvin’in Erenler köyünden Ahmet, 119. Alayın sancak eri idi; Moskofların eline düşmesin diye derelerde tepelerde gizleyerek sancağını kendi köyüne getirmişti. Bu savaşın sonu Berlin Antlaşmasıyla bitti ve ödenek olarak Artvin, Ardahan ve Kars Ruslara bırakıldı.

Cuma günleri, Erenler Köyü’nde de namaz kılınır, dua edilirdi. Aydın bir hoca:

- Unutmayın ki, dedi, tutsak olmuş bir yurtta kılınan Cuma namazı boşunadır; bu dua Tanrı’nın katına ancak sancağın dalgalandığı yerde ulaşır. Bunun üzerine Ahmet:

- Bizdeki sancağı camide açalım, dedi. Hepsinin yüreğini bir ışık dolaştı. Gidip sancağı getirdiler, kara giysisinden çıkardılar, al yeşil giymiş bir ece gibi minberin önüne dikeldi kaldı; baktılar “anam” dediler, eteklerini öptüler, ağlaştılar, içleri yıkandı.

Erenler’de namaz kılanlar, her Cuma çoğaldı; uzun yıllar Çoruh’lular onu görmeğe geldiler, düşlerinde anayurda (Türkiye’ye) doğru bir ışığın ağdığını gördüler. Kırlarda Türk bayrağından gelincik tarlaları açtı. 43 yıl böyle geçti.

Bu Erenler’deki konuk sancağın öyküsüdür, allamadan pullamadan, elimizden böylesi geldi; rahmet canına, Müfti Mehmet Efendi’den dinlediklerimi dizdim arka arkaya. Okuyanlar eksiğimi bağışlayıp 1920’de Rusların Batum’da kurşuna dizdikleri sancak eri yiğit Ahmet’in ruhuna Fatiha okusunlar, bize bunu anlatan Müfti Mehmet Efendi’yi de unutmasınlar.

Prof. Dr. Gündüz Akıncı


Artvin’i Bilen Var Bilmeyen Var

… Okul sıralarından hatırlarım. Öğretmenlerim, toplumların veya ulusların doğruluk ve uygarlık düzeyini saptamak için İsviçre’yi örneklerlerdi.

Mağazaları açıkmış, parayı atan malı alır gidermiş. Hırsızlık olmazmış. Elbette herkes zengin olursa hırsızlığın ölçüsü de azalır. Çünkü hırsızlığın nedenleri ortadan kalkar.

Bizim dere öyle mi? Eskiden Livane Deresi derlermiş. Şimdi Çoruh Vadisi olmuş. Doğa burada her yönü ile vahşi, sert, korkutucu, daha az cömert. Ama insanlarımız buna karşı çok daha uygar. Kalkıp Artvin’den nehir boyunca yol alırken bakın bir bütün sağlı sollu asma ve beton köprüler, köylere giden yol başlarında her türlü eşya bırakılmış. Radyo, teyp, lokum, kilim. Bu eşyaların koruyucusu, bekçisi de yok. Kimbilir kaç gün sonra at, eşek getirilecek de bunlar götürülecek. Kimse el sürmez, yan bakmaz bunlara. Vadinin derin sessizliğine gömülmüş olan bu eşyalar birkaç gün sonra götürülür. Bizim insanımızın ince bir mistizmi var. Yaşantısı orta belki. Ormanda, madende, yolda izde çalışır. Buna karşı gönlü zengin. Dopdolu Artvin’in her bölgesi böyle. Ne büyük bir erdem. İşte bu konuda İsviçre’yi, Almanya’yı örneklemeye gerek yok.

Kemal Ocak