Poşa
From Artvin Ansiklopedisi
BU MADDE TASLAKTIR. PAYLAŞMAK İSTEDİNİZ BİLGİLERİ YORUMLARA YAZABİLİRSİNİZ.
Bir Alt Kültür Grubu Olarak Poşalar
Doç. Dr. Ali ERKUL (*Cumhuriyet Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü, Sivas-TÜRKİYE)
GİRİŞ
İnsanların toplum halinde yaşamaya başladıkları andan itibaren, kişi olarak da, toplum olarak da bir kimlikleri olmuştur. İnsanın ‘ben’ ve ‘öteki’nin farkına varmasıyla başlayan kişilik oluşumu gibi, toplumun da ‘biz’ ve ‘ötekiler’in farkına varması ile kişiliği ve kimliği netleşmeye başlar. Kültürler, sürekli bir değişim ve gelişim süreci yaşadıklarından, bütün kültürler için ortak bir kimlik tespiti yapmak da mümkün olmamaktadır. Öyle ki aynı toplumun farklı zamanları içinde dahi tek bir kültürel kimlikten söz edilemiyor.
Kültür, bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi değerlerden oluşan öyle bir bütündür ki, toplum içinde varolan her çeşit bilgiyi, ilgileri, alışkanlıkları, değer ölçülerini, genel tutum, görüş ve zihniyet ile her tür davranış biçimlerini içine alır, bütün bunlarla birlikte, o toplum mensuplarının çoğunluğunda ortak olan ve onu diğer toplumlardan ayırt eden özel bir hayat biçimi temin eder. 1
Kültür bir toplumun yaşama tarzıdır. O yaşama tarzı içinde maddi ve manevi hemen her şey girebilmektedir. Evet, kültür en genel anlamıyla insanın kuşaktan kuşağa aktarılan başarılarının bir toplamı, bir görüntüsü olarak nitelenebilir. İnsanoğlu, bir yandan sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için doğayla, diğer yandan da kendi hem cinslerine karşı yaşama mücadelesi vermek gibi iki tercihli bir yaşamın içindedir. Bu iki temel mücadele aynı zamanda kültürlerin ortaya çıkmasına da yardımcı olmuştur.
Sosyolojik çalışmalarda her zaman sıkıntısını çektiğimiz en önemli konu “kavram kargaşası” alanında olmaktadır. Araştırmada Poşaların, etnik bir grup olarak mı, bir alt kültür grubu olarak mı ele alınacağı tartışması yanında, kendilerine özgü bir kimliklerinin olup olmadığı da tartışmaya neden olmaktadır.
“Bizim kültürümüzde etnik kavramı gayri Müslim sosyal gruplar için geçerli olabilir... Bir etnik grubun oluşabilmesi için ana kültür kalıbından dilde, dinde, görenek ve geleneklerde, edebiyatta, mimaride, sosyal hayatın her bir parçasında tamamen farklılık söz konusu olmalıdır. Etnik grup, bütünden sosyal mesafe bakımından uzak, ırk veya kültürel olarak teşekkül etmiş bir sosyal gruptur.”2 Bu tanımlama içinde Poşaları etnik bir grup olarak ele almak ne kadar doğru olacaktır. Türk olmamakla birlikte, Türkçe’den başka bir dil konuşmayan ve Müslüman olduklarını söyleyen bu grubu, etnik bir grup olarak görebilir miyiz? Üstelik ana kültür kalıbından da tamamen farklı bir konumda görünmüyorlar.
Toplumların büyük çoğunluğu kültürel çoğulculuğu içlerinde barındırırlar. Topyekün toplum içinde farklı kültür gruplarının bulunması, yadırganacak bir durum değildir. Genelde bu farklı kültür gruplarından biri “egemen” ya da “başat kültür”ü, diğerleri de daha ziyade “bağlı ya da bağımlı kültür”ü temsil edebilirler. Egemen kültürü aynı zamanda “üst (yaygın) kültür”, diğerlerini ise “alt kültür” grubu biçiminde ele almak mümkündür. Bu alt kültürün üst kültürü etkilemediği anlamına da gelmez. Kültürel yayılma her zaman vardır.
Alt veya üst kültür ayrımları beraberlerinde ‘kimlik’ konusunu da getirmektedir. Kültür, bireysel ve toplumsal kimliklerin oluşmasında temel unsurlardan biri olarak görülür. Bilindiği gibi, “insanın kendini, kendi gözünde ve diğerlerinin aynasında nasıl gördüğünü ifade eden kimlik, kendini sosyal bir çevrede tanımlama ve konumlamayı içerir”.3 Dolayısıyla bu sorun insanın dünya görüşünü ve ötekileriyle ilişkilerinin çerçevesini gündeme getirmektedir. Burada sözü edilen siyasi kimlik değil, toplumsal kimlik içinde kabul edebileceğimiz sivil yada kültürel kimliktir.
‘Alt Kültür’; toplumun temel kültürel değerlerini paylaşan, ancak bunun dışında kendini diğer gruplardan ayıran değer, norm ve yaşam biçimleri olan gruplardır.4 Yine benzer biçimde alt kültür, kendine özgü yaşama biçimini kendi grubunda içselleştirmiş ve ona benimsetmiş bir topluluktur... Toplumun genel dokusu ile farklılık arz eden grupsal her hareketin bir çeşit alt kültür olarak tanımı mümkündür. Bu çerçevede ait oldukları toplumsal gruplar söz konusu toplumlarda birer alt kültür teşkil etmektedir; azınlıklar, çingeneler, göçmenler, kendilerine özgü yaşam biçimleri olan çeşitli gençlik kesimleri ilk planda gelen örneklerdir.5 Bu araştırmada, üst kültür grubu kabul edilen kentin yerli insanları ile alt kültür grubu içinde ele alınan Poşaların, kentle bütünleşme ve kültürel değerleri yaşama ve yaşatma konusunda ki konumları, Poşalar açısından değerlendirilecektir. Diğer bir ifade ile araştırmamızdaki temel amaç, Sivas il merkezinde yaşayan (ayrıca Zara, Şarkışla ve Kangal ilçelerinde de Poşalar bulunmaktadır. ) ve kentin genel dokusu içinde kendi yapısal özelliklerini yüzyıllardır devam ettirdiği ileri sürülen bir gruba ait bazı kültürel öğelerin (kız isteme, nişan, evlenme, doğum ve ölüm törenleri gibi) mevcut yapıyla olan benzerlik ve farklılıkları açısından bir değerlendirmesini yaparak, Poşaların bir alt kültür grubu kimliklerinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Tarihçiler, etnograflar ve antropologlar için henüz bakir bir alan olma özelliğini sürdüren bu topululuk üzerinde, iki tane yüksek lisans düzeyinde sosyolojik çalışma yapılmıştır.* Ayrıca, Ahmet Yesevi Üniversitesi adına sosyoloji doktorası yapan Erdoğan Önder, sadece Sivas örneklemini değil, farklı bölgelerdeki Poşalır da içeren bir doktora tezi hazırlamaktadır.
A- Poşa Kavramı
Poşa’nın sözlük anlamı ‘kalbur, elek yapan ve satan kimsedir’6 Bu anlamı ile özellikle Niğde yöresinde kullanılmaktadır. Gümüşhane yöresinde ‘öfke duyulan kadınları, elekçi kadınlara benzetmekte veya sevgi; beğenme, hoşgörü gibi duyguları anlatmak için kullanılır.’7 “Boşa yada Poşa, Kafkas Çingenelerine verilen ad. V. Yüzyılda Hindistan’dan göçerek Kafkasya’ya yerleştikleri ileri sürülür.”8 Poşa sözcüğünün tam olarak ne anlama geldiği konusunda kaynaklar yeterli değildir.
Poşaların kökenlerinin ve isimlerinin ne anlama geldiği hususunda tarihi ve bilimsel veriler hemen hemen yok gibidir. Bu konuda elde edilen veriler sadece Poşaların kendileri ile ilgili ve çoğu da rivayetlere dayalı olarak verdikleri bilgilere dayanmaktadır. Nereden ve ne zaman geldikleri soruları da ortada kalmaktadır. Poşaların Çingene olup olmadıkları sorusuna Poşalar tarafından kesinlikle hayır cevabı gelmektedir. Ayrıca, halk da, Poşa ile Çingenenin farklı gruplar olduğunu söylemektedir.
Kendi martık dokuları içinde ‘Poşa’ sözcüğünün ne anlama geldiği hususunda iki farklı rivayet ileri sürmektedirler.9 Rivayetlerden birincisine göre ‘Poşa’ların Sivas’ta çok önceleri bir Paşa’nın (vali) huzuruna davet edildikleri bir sohbet sırasında Vali tarafından ‘sin ne iş yaparsınız?’ biçiminde sorulan bir soruya verilen cevapta ‘sele-sepet yapıp, satarız’ demeleri üzerine, valinin ‘sizin yaptığınız iş boşa’ biçimindeki ifadesi üzerine, halk arasında valinin bu ifadesi, yaptıkları meslek gereği ‘boşa’lar şeklinde adlandırılmış, zamanla halk arasında ‘boşa’ kelimesi ‘poşa’ biçimine dönüşmüştür.
İkinci rivayet ise, Poşaların Sivas’a gelirken (geliş tarihleri belli değil) başlarıma ‘poşu’ denen bir giysi takmaları sonucu, yöre halkının dikkatini çekerek onları yadırgamalarına sebep olmuş ve bunun sonucu da gelenlere ‘poşulular’ demişler. Zamanla ‘poşulular’ sözcüğü değişime uğramış ve ‘Poşalar’ biçimini almıştır deniliyor. Her iki rivayete Sivas’taki Poşalar için mantıklı görünse de, başka bölgelerdeki ‘Poşa’ların aynı isimle anılmalarını açıklamak için yeterli olmadığı görülecektir.
B-Poşaların Kökeni
Sivas’a nereden geldikleri konusunda da rivayetin ötesinde bir bilgi bulunmamaktadır. Bu konuda genel kabul gören rivayet ise, Arabistan’dan geldikleri yönündedir. Buna delil olarak da, Poşaların Sivas’taki eski ailelerinden birisi olan ‘Kahramanlar’ın lakabının ‘Araboğulları’ olması gösterilmekte. Poşalar, sarışın, mavi gözlü ve yüzlerinin çilli olması bakımından yöre halkından farklı bir görünüme sahiptirler. Sokakta rahatlıkla bu özelliklerinden dolayı tanınırlar.
Anadolu’nun birçok yöresinde (örneğin: Artvin, Erzurum, Erzincan, Ağrı, Niğde, Afyon, Sivas, Kars, Kayseri vb. gibi yörelerde) bu gruba rastlanıldığı bilinmektedir. Ansiklopedik bilgiler çerçevesinde Poşaların kökenlerinin, yerleşik yaşayım seçen ‘Çingene’ oldukları yönündedir. Çingene (dilbilimsel olarak Zigeuner, Czigany ve Zingari ile aynı köktendir), Anadalolu’daki marjinal grupların oluşturduğu çok karmaşık etik bakış açısı sorununu temsil eder. Diğer kategorizasyonlar Kıpti, Tsigan, Mutrip, Arabacı ve hatta Yörük’tür.... Doğu Anadolu’da kullanılan Poşa ve Köçer terimleride ayrıca dikkat çeker.10
Poşaların ‘Kıpti’ olma ihtimalleri de var. Bilindiği gibi Kıpti sözcüğü, “Kıpt soyundan, Çingene, Çingene ile ilgili” anlamına gelmektedir. 11
“Türkçe’de Çingen, Çingene, Kıpti, Boşa veya Poşa gibi, pek hoş karşılanmayan adlandırmaların yanı sıra, son yıllarda yaygınlaşan Roman tanımının içinde de yer alan”12 bu kültür gruplarının farklı isimlerle anılmalarının tarihi ve kültürel nedenleri olmalı. Dünyanın birçok ülkesinde yerleşik ya da konar göçer halinde yaşamaları, bu ülkelere ayrı ayrı dalgalar halinde gelmeleri Çingeneler arasında farklı grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çingenelerin genel özellikleri ve kullandıkları dil açısından tam anlamıyla bir topluluk olarak isimlendirecek, tem bir kavram bulmak da güçlük çekilmektedir.
Çingeneler genelde konar göçer bir yaşam biçimini seçmişlerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun, Çingene topluluğu mevcut yönetimin denetimi altındadır. Başkalarına benzememeleri ve kötü şöhretleri hemen bir güvensizlik, korku ve yok sayma duygusu yaratmaktadır. Bu yok sayma bazen yerellik sınırlarının ötesinde devlet politikası olarak da gündeme gelebilmektedir. Çingeneler için en büyük ceza yok sayılma ve toplum dışına atılmadır.13
C-Poşa-Çingene Benzerlik ve Farklılıkları
Sivas’taki Poşalar kendilerine Çingene denilmesinden son derece rahatsızlık duymaktadırlar. Sivas’ta konar göçer yaşam süren Çingeneler ile kendilerinin karşılaştırılmasına dahi tahammülleri yoktur. Kendi tezlerinden hareket ettiğimiz zaman, grubun hem geleneksel değerler ve hem de dünya görüşleri açısından, Çingenelerden farklı bir yapı içinde olduklarını şu genellemeler içinde söyleyebiliriz.
i-Çingeneler konar göçer olduğu halde, Poşalar yerleşik bir hayat sürdürüyor.
ii- Çingenelerin kendilerine özgü bir dilleri olduğu halde, Poşaların yarı bir dilleri olmadığı tespit edilmiştir. (bu tespit Sivas Poşaları için geçerli).
iii- Çingeneler genelde bir lider etrafında toplandığı halde, Poşalarda böyle ir lidere rastlanılmamıştır.
iv-Çingeneler içinde yaşadıkları toplumda yok sayılma, dışlanma kaygısı içinde yaşarken, benzer durum Poşalar için geçerli değildir.
v- Çingeneler inanç konusunda oldukça esnek ve zayıf, kendilerine özgü bir dinleri yok iken, Sivas Poşalarında dini inançların ve değerlerin son derece kuvvetli olduğu görülmüştür. Din olarak İslama inanmakta mezhep olarak da hanefi mezhebini seçmişlerdir.
vi- İnaç, diğer ve ahlaki açılardan hakim kültürle uzlaşma içinde olması, kentsel bir bütünleşme süreci içinde olduğunu da gösterir ki, Çingeneler için böyle bir düşünce yoktur.
Tüm bu farklılıklar yanında, geleneksel Çingene yaşamı göz önüne alındığında, Poşaların da bu yaşam tarzının bazı özelliklerini sürdürdükleri söylenebilir: Bunlar ise;
i-Meslek yönünden, Geleneksel Çingene meslekleri olarak kabul edilen ‘çalgıcılık’, ‘elekçiliği’ Poşalarında geleneksel ve temel meslekleri olarak sürdürmeleri,
ii- Çingenelerde olduğu gibi gelecek kaygısı taşımadan, günü birlik yaşamaları,
iii- Kavgacılık ve küfürbazlıkları, (Hemen her düğünde mutlaka kavga çıkar. Yine mahallede kadınlar arası kavgalar hiç eksik olmaz. Fakat olay mahkemeye intikal etmeden, karakolda barışma ile sona erer).
iv-Düğünleri sokakta yapmaları ve aşırı alkol tüketme alışkanlıkları,
v-Temizliğe uzak durma alışkanlıkları, (Kirli çamaşırla dolaşma, sık sık banyo yapmama Poşalar da bir alışkanlık durumundadır.),
vi- Çadır kültürünü devam ettirmeleri, (Çingenelerin tek çatır içinde büyük bir ailenin yaşaması özelliği, Poşalarda dar mekanda kalabalık nüfus barındırma biçiminde varlığını sürdürmektedir. Küçük evler, az oda sayısı ve kalabalık aileler).
D-Poşaların Bazı Toplumsal Özellikleri
Sivas’taki Poşaların büyük bir bölümü, “Yeşilyurt” mahallesinde, diğerleri ise Demirciardı ve Kızılırmak mahallelerinde ve tamamen yerleşik bir yaşam sürdürmektedirler. Nüfuslarının ve hane sayılarının ne kadar olduğu hususunda, resmi bir kayıt yoktur. Birbirlerini yakından bildikleri için, hangi evde ne kadar nüfus olduğunu da çok rahat söyleyebilmektedirler. Buradan hareketle, kendi ifadeleri doğrultusunda 300 civarında hane ve 2000 civarında nüfusları olduğu tespit edilmiştir.
Eğitim ve gelir düzeyleri son derece düşüktür. Yapılan araştırmada sadece iki kişinin yüksekokul, beşi kız olmak üzere yirmiye yakın kişinin de lise mezunu olduğu tespit edilmiştir. Yaptıkları işler arasında devlet memurluğu, kadrolu işçilik yanında büyük çoğunluğu ‘çalgıcılık’, ‘kalaycılık’ ve ‘elekçilik’ gibi marjinal işlerle uğraşmaktadırlar. 15 kadar yurt dışında olduğu ifade edildi. Meslekleri ile ilgili verilen cevapların dökümüne baktığımızda, önemli bir bölümünün kamu kurum ve kuruluşlarında (Köy Hizmetleri, DSİ, Karayolları, DDY, Belediye, Milli Eğitim, Emniyet ve Sağlık Teşkilatları’nda)çalıştıkları görülür.
Bunun dışında kalan Poşaların birçoğu serbest meslek icra etmektedir. Bu meslekler arasında ‘kahvecilik’, ‘hurdacılık’, ‘at arabacılığı’, ‘taksicilik’, ‘nakliyecilik’, ‘mozaik’ ve ‘briketçilik’ sayılabilir. Öte yandan Poşalar, kendi kültür özellikleri içinde yer alan mesleklerden ‘çalgıcılık’ yanında, ‘elek’, ‘kalbur’, ‘davul imalatı’; kadınlar da daha çok ‘nakış ve örme’ türü çeyiz eşyası üretimi yapmaktadırlar. Kadınlar eskiden ‘bohçacılık’ ve ‘elekçilik’ yaparken, bugün kadının ev dışında işe çıktığı pek görülmüyor. Günümüzde, bu mesleklerini sipariş alarak evde sürdürdüklerini söylemişlerdir.
Ailelerin yara yakını çekirdek aile özelliği gösterirken, bir o kadarı da geniş aile özelliği göstermektedir. Çocuk sayısının fazlalığı yanında, aile planlamasının yetersizliği de görülmüştür. Çocuklar arasında erkek çocuğun lehine bir ayrım yapılırken, erkek otoritesi belirgin bir biçimde aile içi ilişkilere yansımaktadır. Kadın ise horlanmakta ve kendine fazla değer verilmeyen bir konumdadır.
E- Poşalarda Törenler
Doğum, sünnet, evlenme ve ölümle ilgili törenler, toplumda, aile ve insan ilişkileri bakımından çok önemlidir. Her şeyden önce bu tür törenler çeşitli kişilerin birbirleri ile ilişkileri, ortak faaliyetleri, oynadıkları roller bakımından en düzenli fırsatı hazırlar. Toplumlar, tarihi süreç içerisinde maddi ve manevi kültür öğelerini de beraberinde geliştirerek hayatlarını sürdürürler. Oluşturulan bu kültür birikimi bir miras gibi sonraki kuşaklara aktarılır. Bu miras bireye, aileye, gruba ya da topluma ‘kimlik’ kazandırır. Poşa grubu açısından bu törenlerin yeri ve önemini kısaca görmek gerekir.
1-Evlilik Adetleri
Poşalarda evlenme yaşı oldukça düşüktür. Ortalama olarak erkeklerin 15-19, kızların ise 13-16 yaş diliminde evlendikleri tespit edilmiştir.14 Buna ilaveten, toplulukta içten evlilik (endogami) ve tek eşlilik (monogami) esastır. Bu nedenle, evlilik için kız seçme işlemi fazla bir önem arz etmemektedir. Ancak, eğer alınacak kız Poşa olmayan bir gruba mensup ise, ya da başka bir yerde ikamet eden bir Poşa ise, bu durumda ayrıntılı bir soruşturmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
a- Kız İsteme
Poşalarda kız isteme geleneklerinin büyük bir bölümü Sivas’ta diğer gruplarda geçerli olan törelerle yakından ilişkilidir. Bu toplulukta evlenme yaşının küçük olması nedeniyle, evlenecek erkeğin askerliğini yapmış olması çok da önemli değildir. Erkeğin tercihi aile tarafından uygun görülürse, o tercih, yoksa babanın istediği kız istenir. Kız isteme ve kıza bakma adetleri Sivas adetlerinden pek farklı değildir.
Kız istemek için gidilen birinci gün, kız babasına fazla ısrar edilmez. Zaten kız babası da “bizim kızımızı beğenip ona talip olduğunuz için sağ olun. Ama benim kızım daha çok küçük” demek suretiyle ‘kız evi naz evi’dir sözünü doğru çıkartır. Oğlan tarafı üç gün içerisinde bir kez daha kız istemeye gider. Son aşamada ise, kız tarafı “sorup-soruşturduktan sonra” olumlu cevap verecekler ise, akrabalarını çağırarak bir liste hazırlar ve oğlan tarafına “bu listedeki şartları kabul ediyor iseniz gelin, aksi halde süpürgenizi başka kapıda arayın” diye haber gönderilir. Oğlan evi de gelen listenin büyük bir bölümünü kabul ederek bir kez daha ziyarete geder. Kız tarafının verdiği liste her zaman için “pazarlığa müsaittir”. Oğlan babası da kendi durumunun dikkate alınması talebinde bulunur. Sonra “pazarlık” başlar. İlk önce “başlık parası”konuşulur. Sonra “süt hakkı”, “kardeş yolu” üzerinde durulur. En sonunda da kıza alınacak eşyalar belirlenir. Bu pazarlıkta eğer kız tarafı başlık almaya niyetli değil ise “her iki başını da siz görün, biz bir kat yatak ve bir top etten başka hiçbir şeye karışmayız” diyerek bütün masrafları oğlan tarafına bırakır. Ayrıca, düğün yemeğinde nelerin verileceği de bu pazarlık sırasında belirlenir. Bu yemekler içerisinde “tava yemeği ve şeker kestirmesi’nin olması şarttır.
Sivas geleneklerinden farklı olan yönleri; evlenecek çocuklarda askerlik şartımın aranmaması, düğünde verilecek yemeğin kız isteme sırasında tespit edilmesi ve ‘tava yemeği ve şeker kestirmesi’nin olmazsa olmaz isteği olarak kabul edilmesidir.
b- Nişan Takma
Buna “şerbet içme” adı da verilmektedir. Dünürlük işlemini izleyen bir hafta içerisinde gerçekleştirilen bir gelenektir. Bu bir hafta zarfında, nişan için gerekli olan yüzükler ile diğer eşyalar oğlan tarafınca alınır. Bu alış-veriş işlemine “eksik görme” denir.
“Eksik görme” işlemi tamamlandıktan sonra her iki taraf da yakın akrabalarına haber göndererek, onları “şerbet içmeye” davet eder. Kız evinde erkeklerle kadınlar ayrı ayrı odalarda ağırlanır. Hem damadın ve hem de gelinin yüzükleri, orada bulanan yaşlı kadın ve erkek tarafından takılır. Damat, yüzüğün takılmasından sonra bir yakın arkadaşının evine giderek beklemeye başlar. Kız evinden bir bardak şerbeti “çalarak” damada getiren kişi bahşiş alır. Bu şerbet, artık kız ile oğlanın “birbirlerine bağışlandığının” bir ifadesi olarak değerlendirilir.
Nişan bittikten sonra, kimi aileler dini nikahın yapılmasını şart koşarken, kimileri de bu nikah işlemlerini düğün öncesine bırakırlar. Nişan ile düğün arasında nişanlıların görüşmesi yasaktır.
c- Düğün adetleri
Düğün hazırlıkları tamamlandıktan sonra düğün günü kararlaştırılır. İki bayram arasında yapılacak bir düğünün hem günah ve hem de uğursuzluk getireceği inancı gereği, iki bayram arasına düğün konulmaz.
Tarihin belirlenmesi ile birlikte, gelin adayı akrabaları tarafından özel ikramlarla ağırlanın ve çeşitli hediyeler sunulur. Bu davetlerin asıl amacı, kızın baba evinden ayrılmadan önce tüm akrabalarını ziyaret ederek, onlarla “helalleşme”si olarak nitelenmektedir. Gelin adayının düğünden önce akrabalarını ziyaret etmesi, Türk kültüründe görülen adetlerden birisidir. Örneğin, Kazaklarda, gelin olacak kız, arkadaşlarıyla birlikte akrabalarına giderek, onların boynuna sarılır ve onlara veda eder. Buna “kız tanısıv” denilmektedir.15 Veda eden kıza, çeşitli hediyelerin verilmesi ve onun uğurlanması adeti, Poşa topluluğunda da halen yaşamaktadır.
Erkek tarafının ileri gelenlerinden ve işi bilenlerinden birisi, düğün boyunca bütün işleri yürütmek üzere “kahyalığa” talip olur. “Kahya”nın görevi, düğün süresince işleri organize etmek, eksikleri gidermek, düğüne gelenleri karşılamak; kısaca düğün sahibine vekalet etmektir.
Düğün “kahyası” gerekli alış-verişi düğün sahibi adına yapar. Bu alış-verişte geline gerekli eşyalar yanında, kızın dayısına “dayı yolluğu” halasına “hala yolluğu” gibi hediyelerde alınır. Kız tarafı da damat adayına ve sağdıca gerekli eşyaları alırlar. Sağdıç elbisesinin alınması, kız tarafının ekonomik gücüne bağlıdır ve bir mecburiyet söz konusu değildir.
Sivas geleneğinde olduğu gibi poşalarda da ‘sağdıçlık’ kurumu vardır. Damadın görüşü de alınarak aile büyükleri tarafından tespit edilen ‘sağdıç’, ‘kahyaya’ teslim edilir. Düğün süresince ‘sağdıç, damattan, kahya da her ikisinden sorumludur.’ Yapacakları her şeyi, gidecekleri her yeri ‘kahyaya’ bildirmek zorundadırlar. Aksi halde, “damattan sorumlu olan sağdıç, ağır cezalara” çarptırılmaktadır. Her ikisi de kahya ve misafirlerden izin almadan konuşamaz, oturamaz. Oturulan yerde her gelen misafir için ayağa kalkmak mecburiyeti vardır. Gelen kişi yada orada bulunanlar izin vermeden oturamazlar. Bu gelen misafir çocuk bile olsa, sağdıç ve damat bu kararlara uymak zorundadır.
Poşalarda da Sivas genelinde olduğu gibi hem erkek ve hem de kız hamama götürülürler. Buralarda çalgı eşliğinde eğlenceler düzenlenir. Damat ve arkadaşları hamamda yıkanırken, “düğün kahyasının” önderliğinde davul-zurna ile birlikte, bir tepsi içerisinde, damat ve sağdıcın elbiseleri getirilir. Bu elbiseyi getiren kişiye, damat tarafından “kir bahşişi” verilmesi adettir. Hamamdan çıkarılan damat ve sağdıç, davul-zurna eşliğinde ve arkadaşlarının alkışlarıyla birlikte, “sağdıç yemeği” yemek üzere sağdıç evine gelirler.
Poşalarda da düğün evine “bayrak asma” geleneğini mevcuttur. Düğün evine dikilen bu bayrak merasimine “bayrak kaldırma” adı verilmektedir.
Poşa düğünleri “çehize bakma”, “kahve içme”, “kına gecesi” ve “gelin indirme” biçiminde dört gün sürmektedir.
İlk gün çehiz görme ve hediye verme günüdür. İkinci günü erkek evinde kahve içilir. Üçüncü gün düğünün en hareketli ve eğlenceli günü olarak değerlendirilir. Kızın hamama gitme geleneği ile “kakül kesme” geleneği bugün de gerçekleştirilir. Gelinin “kakülünün kesilmesi” bekarlığa veda edişinin bir ifadesi olarak algılanmaktadır. Bu gelenek Sivas’ta bilinmemektedir. Daha sonra “kına yakma” töreni gerçekleştirilir. Kına yakılması sırasında görülen bir diğer işlem ise çok acılı çiğ köfte ikram edilmesidir. Bu ise: ‘Kız tarafının yüreği yandığına göre oğlan tarafının da hiç değilse ağzı yanmalı’ şeklinde yorumlanmaktadır.
Düğünün son günü “gelin alma” ve “gelen indirme” günü olarak adlandırılmaktadır. Kapı kilitleme, sandığı oturma gibi adetler Poşalarda da görülmektedir. Oğlan evine getirilen gelin, hemen içeri alınmaz. Kapının önünde bazı töre ve törenler yapılır.. Gelin eve girmeden dualar okunur, Dua bitiminde damat elindeki “çıkı”yı açarak, içerisinde bulunan “çerezi” gelinin başına döker. Buna “saçı” adı verilmektedir. Gelin kapıdan içeri girerken, Eskiden gelinin ayağını sokaktan kesmek amacıyla kıpın önünde ateşe bastırma töreni yapılırmış ve bu törene “ayak dağlama” adı verilirmiş. Günümüzde bu gelenek terk edilmiştir. İçeri girerken, geline bal, baklava ve şeker türündün tatlı bir şey verilir. Bu geleneğin anlamı ise “içeri girdiğin andan itibaren ev halkıyla ilişkilerin iyi olsun, dilin tatlı olsun ve mutlu ol” demektir.
Poşa düğünlerinde çok ağır koşullarda olmamakla birlikte “başlık alma” geleneği vardır. Bu gelenek hem eski Türk topluluklarında ve hem de günümüzde Anadolu’nun birçok yöresinde yaşamaktadır. Sivas’ta ise, eski önemini ve anlamını kaybetmiş bir gelenek olarak bazı gruplar arasında sürmektedir.
Gelin içeriye alındıktan sonra bir sandalyeye oturtularak kucağına bir çocuk verilir. Çocuğun cinsiyeti çoğunlukla erkektir. İlk çocuğun erkek olmasını ifade eden bir davranış olarak yorumlanmaktadır. Gelin akşama kadar bu odada kalmak zorundadır. Başka bir odaya giremez. Çünkü o gün için komşuların “geline bakma”ları ve hediye verme geleneği devam etmektedir. Diğer yandan, bu aşamada sadece Poşalara özgü olduğu söylenen bir başka gelenek karşımıza çıkmaktadır. O da gelinin ilk gününde kocasının evinde yemek pişirmesi ve bu yemekten tüm ev halkının yeme zorunluluğudur.
Gerdek gelenekleri çok fazla farklılık göstermez. Egemen kültürde rastlanan namaz kılma ve sırta yumruk vurma Poşalarda da görülmektedir. Damat gelinin duvağını kaldırabilmek için ona hediye verir. Buna “yüz görümlüğü” denir. Çarşaf olayı sağdıçlık kurumu ile birlikte burada da karşımıza çıkmaktadır. “Çarşaf alma” adeti hala yoğun bir biçimde devam etmektedir. Çarşaf alındıktan sonra, önce oğlan anasına gösterilir. Sonrada oğlan anası bu çarşafı alarak kız anasına götürür. Eğer cinsel ilişki sağlanamamış ise, damat ya mezarlığa götürülerek orada dolaştırılır veya soğuk su ile yıkanır. Çünkü Poşalardaki inanca göre, birleşmeyi engelleyen kötü ruhlardır.
Damat ve gelin üç gün dışarıya çıkamazlar. Özellikle gelinin kısa sürede dışarıya çıkıp başkalarına görünmesi “uğursuzluk” sayılır. “Gelinlik etme” geleneği Poşalarda da görülmektedir. Gelin damadın annesi, babası ve kardeşlerine adlarıyla hitap edemez. Onlarla sesli konuşamaz. Bu duruma “gelinlik etme” denir. Bir süre sonra, büyükler tarafından bir hediye alınarak, “gelinlik” bozulur. Poşa topluluğunda kadının hamile kalması, gelinlik etme adetini sona erdirmesi için yeterli olmaktadır.
2-Doğum Adetleri
Doğum, hem ailenin ve hem de toplumun devamını sağlamak bakımından bütün kültürlerde önemli inanç ve ritüelleri kapsayan bir sevinç kaynağıdır. Bu nedenle, toplumların sosyo-kültürel koşullarına göre biçimlenen insan ilişkileri ve kutlama faaliyetleriyle karşılanır.
Sivas Poşaları’nda doğum çok önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle ilk çocuğun dünyaya gelmesi, hem anne hem de baba için bir itibar kaynağı olarak algılanmaktadır. Toplulukta, kadının hamileliğini söylemesi ayıp karşılanmaktadır. Durumundan hamile olduğu öğrenilince, evdeki itibarı artar, ağır iş yaptırılmaz. Hazırlıklar hep erke çocuğa göredir. Türk topluluklarında olduğu gibi, Poşa topluluğunda da erkek çocuk, “aile ocağının devamını sağlayan, aileye güç kazandıran ve yaşlılıkta anne babaya bakan” bir varlık olarak algılanmaktadır.
Doğun anında ve doğum sonrasında çocuğu olmayan kadınların doğum yapan kadını ve çocuğu ziyaret etmeleri “uğursuzluk” sayılmaktadır. Doğum yapan kadın yalnız bırakılmaz. Eğer yalnız kalırsa “albasar, mekir çarpar” inancı hakimdir. “Al basmasın”diye, doğum yapan kadının yastığına, baş örtüsüne iğne takılmakta ve ekmek konulmaktadır. Bu tür endişeler kadının kırkı çıkana kadar devam etmektedir.
Poşalarda görülen doğum adetlerinin önemli bir kısmı yine hakim Türk kültüründeki önemli kodları andırmaktadır. Başta doğacak çocuğun erkek olması yönünde ortaya çıkan beklentiler olmak üzere, “al basması”, çocuğun göbek bağının toprağa gömülmesi vb. gibi
İsim konacak çocuk birinci çocuk ise, ilk söz aile büyüklerine aittir. Eğer ikinci ve daha sonraki çocuklara isim konulacak ise, bununla ilgili ilginç bir isim koyma gelenekleri tespit edildi. Aile bireylerinden her biri bir isim yazarak, bir kasenin içine atıyor ve oradan kura sonucu çekilen isim çocuğa takılıyor. Aile büyüklerinin isimlerini takma geleneği de devam etmektedir. Ad koyma töreninde kulağa ezan okunur, takılmak istenen isim üç kez tekrarlanır.
Kadının kırkı çıkarılacağı gün hem anne ve hem de çocuk “başına kalbur tutularak, su dökülür” ve yıkanır. Bu, o ana kadar “bilerek veya bilmeyerek işlenen günahlardan arınmak için” gerekli görülmektedir. Diş çıkarma zamanı da “ diş hediği” yapılarak komşulara dağıtılmaktadır.
3-Ölüm Adetleri
Ölüm haberini alan akraba ve komşular, ölen şahsın evinde toplanırlar. Bu eve “ölü evi” denilmektedir. “Ölü evinde bütün işler, komşular tarafından yürütülür. Cenaze İslami inançlar çerçevesinde defin edildikten sonra, ölü evine dönülür. Burada “Kur’an-Kerim okunur ve baş sağlığı dilenir. “Ölü evinde üç gün süreyle yemek pişirilmez. Üçüncü günü, “ölen şahsın çamaşırları yıkanır ve helva yapılarak” komşulara dağıtılır.
Ölen şahsın, ölümünden üç gün sonra verilen “ölü aşı”, eski Türklerde görülen bir adettir ve adına “yuğ” denilmektedir. Yedinci ve kırkıncı gün verilen yemekler de yine aynı mahiyette olup, Şamanist inancın bir kalıntısı olarak değerlendirilebilir.16
Sonuç
Kökenleri ve kente geliş tarihleri konusunda net bir bilginin bulunmadığı Poşaların, Sivas’ta yüzyıllardır yaşadıkları bilinmektedir. Kent kültürü içinde eriyip gitmesi beklenen bazı değerlerin (bu gruba ilişkin değerlerin) ‘Poşalarca’ yaşatıldığı tespit edilmiştir. Bir yandan kentsel bütünleşme süreci içinde oldukları gözlenirken, diğer yandan da, bir nevi kendi ‘getto’larını oluşturmuşlardır. Bir çeşit feodal bir yapılanma içinde görülüyorlar. Aşiret isimlerine benzeyen (Kahramanlar, Culuklar, Kılıbozlar, Cödealler, Camuzlar... gibi) isimler taşımaktadırlar. Bir yandan kent insanı ile birlikte yaşamanın bilinci içindeler, diğer yandan kendi gelenek ve değerleri içinde kararlar alabilmektedirler. Kısacası ne tamamen kentten ayrı bir kültür ve ne de tamamen kentle bütünleşmiş bir kültür. Bir anlamda geçiş topluluğu özelliklerini göstermektedirler.
Sonuç olarak, nereden geldikleri, ne zaman yerleşik hayata geçtikleri ve hangi millete mensup oldukları tam olarak tespit edilemeyen Poşa topluluğunun, hakim Türk kültürü ile sıkı bir ilişkiye girdiği; bunun doğal sonucu olarak, hakim Türk kültürünün ana kodlarından önemli bir bölümünü benimseyerek, bu çerçevede yaşamaya devam ettiği söylenebilir.
Yukarıda aktarmaya çalıştığımız, nişanlanma, evlenme, doğum ve ölüm gibi törenlerde, bu topluluğun hayatı algılama biçimini, kültürel kodlar bakımından, hakim kültür ile ilişkisini yakalamak hem İslam dininin etkileri, hem Sivas’taki yerel özellikler ve hem de Şamanist kalıntıların varlığını sürdürdüğünü söylemek pek de yanlış olmaz. Buna karşılık, bu törenlerin birçoğunda egemen kültür ve geleneğin dışında kendilerine özgü bazı değer ve yorumları yaşattıkları da tespit edilmiştir.
Poşalarla kent halkı arasında kültür farklılığından dolayı, bütün kente topluluğunu ilgilendiren önemli tartışma konularına rastlanılmıştır. Diğer bir söyleyişle bu iki kültür grubu arasında psikososyal bakımından dostça olmayan veya düşmanca denilebilecek herhangi bir tutum ve davranışa tanık olunmamıştır.
Ayrıca, Poşalar kendilerine Sivas halkının saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaştıklarını da her tür ortamda söylemektedirler. Aralarında tam bir hoşgörü hüküm sürmektedir. Esasen farklı kültürleri temsil eden muhtelif gruplar, bir araya gelip beraber yaşamak mecburiyetinde kaldıkları zaman bir çeşit hoşgörüye dayanan bir tutum ve davranışın oluşmasına yardımcı olduğunu söylemektedir.17
Diğer bir söyleyişle, Sivas halkı üst(egemen) kültür grubunu, Poşalar ise alt(tabi) kültür grubunu temsil ediyorlar denebilir. Bu tür durumlarda, birbirleriyle ilişki içinde olan iki kültür grubunun birinin ötekisini üstün gördüğü veya öyle tanıdığı genelde gözlenen bir olgudur. Bu taktirde kendisini küçük gören grup, gerek toplumsal ve gerekse kültürel açıdan hayran olduğu topluma benzemeye çalışmaktadır. Üst kimlik grubuna karşı duyulan hayranlığı, kendisini küçük gören toplumun verdiği hükümlerde gözlemlemek mümkündür. Turhan’ın belirttiği gibi “her iki grubun birbirini daha üstün gördüğü bir temas hali bulmak güç ise de yek diğerini aşağı gören vaziyetler çoktur.”18
Tartışmasız, en demokratik ortamlarda dahi, egemen kültür, bir baskı sonucu olmasa bile bizatihi varlığı ile bağlı olan kültür üzerinde psikolojik bir baskı oluşturur. Bu ise egemen kültür grubunun, bağlı(alt kültür) gruba ait hoşlanmadığı kültür unsurlarını, o grubun gözünden düşürerek ve hatta terk edilmesine neden olabilecektir.
Çalışma sırasında, geçmişte ya da günümüzde Poşalar üzerinde herhangi bir baskı uygulanmadığı görülmüştür. Her iki kültür grubundan bu konuda en küçük bir işaret ya da şikayet görülmemiştir. Ama, yukarıda belirtildiği gibi “üst kültür grubu” ister istemez “alt kültür grubu” üzerinde etkili olabilmektedir. Bu etkili oluşta psikolojik etkenler ön plana çıkmakla beraber, sosyo-ekonomik ve de kültürel etmenlerin de belirli ağırlıkları olduğu tartışma götürmez.
Poşa topluluğundan görülen kültür değişmesinin temelinde “zoraki kültür değiştirme” değil, “serbest kültür değiştirme”nin etkili olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çünkü, Poşalar üzerinde yasal bir zorlama yoktur.
Toplumların mevcudiyetlerini sürdürmeleri, toplumsal bütünleşmeyi sağlamaları ile doğru orantılıdır. Değişik kültür gruplarının olduğu yerde genellikle, idealler, ahlak ilkeleri, toplumsal felsefe ya da dini inanç farklılıkları nedeniyle çatışma görülür. Bu çatışmayı Sivas halkı ile Poşalar arasında göremiyoruz. Poşa alt kültür grubuna verilen isim, bu gruba duyulan mantıki tepkinin sonucu değildir. Bu kökleri derinde yatan iç-grup tepkisidir ve grubun kendi karşıtını yaratma duygusunun bir tezahürüdür. Aslında, bu değerlendirme biçimi aynı zamanda bir kısır döngünün kurulmasının da bir habercisidir.
İç-grup düşmanlığının daha da yaygınlaşmasını önlemenin tek yolu, diğer alt-grup üyelerinin her bireyini inanç, ideoloji ve değer hükümleri açısından dikkate alarak tanımak ve onlarla bireysel ilişki kurmaktır. Eğer bu sağlanamazsa topluluklar arası düşmanlıklar artacak ve alt-kültür gruplarında üst kültür grubuna karşı birleşmeler, nefrete ve şiddete dönüşen tepkiler oluşacaktır. Bu durumda üst kültür grubu ile alta kültür grup(ları) arasındaki ilişkiler gittikçe azalacak ve bir süre sonra bir birbirlerine karşı iki ayrı ulusun üyesiymiş gibi davranmaya başlayacaklardır.
Sosyolojik olarak üzerinde durulması gereken husus; kişinin şu ya da bu etnik kökenden gelmesi, şu yada bu inanç grubu içinde yer alması ve hatta şu yada bu kültür grubundan olması, onun kişiliğini yansıtmaz. Bireyin gerçek kişiliği içinde yaşadığı toplumun ve çağın değerlerini ne kadar yansıttığı ile ilişkilidir. Bununla bireylerin etnik kimliklerini, kültürel kimliklerini, inanç ve dünya görüşlerini küçümsüyor yada yok sayıyor değiliz. Burada öne çıkarmaya çalıştığımız düşünce, bireyin içinde bulunduğu alt gruplar onun kişiliğinde çok önemli yer tutmamalıdır. Buna karşılık bu grupların birey taşıdığı ‘kimlikte’ ne kadar etkili olduğu da bilinmektedir.
Toplumu oluşturan bireylerin ‘ırkî’, ‘dini’, ‘kültürel’ ve ‘ideolojik hoşgörüsüzlük’ olarak nitelediğimiz mantık dışı, biz/öteki biçiminde yapmış oldukları ayrım, toplumların bütünleşmesine değil, ayrışmasına ve çözülmesine hizmet etmektedir. Dünyada bütün insanlar eşittir, kardeştir, türü ütopyaları da mantıklı bulmuyorum. İnsan, içinde yaşadığı grubun, kültürün, topluluğun ve çağın bir ürünüdür. Onu bir anda başka dünyalara götürmek mümkün de değildir. O gördüğünün, bildiğinin ve de yaşadığının bir yansıtıcısıdır.
Sivas’taki Poşaların yerleşik hayatı seçmeleri, hakim kültürle daha yakından ilişkiye geçmelerinde etkili olmuştur. Konar göçer bir hayatı benimsemiş toplulukların, mekan değiştirme serbestlikleri yanında, yerleşik hayatı tercih edenlerin böyle bir imkanı da kalmamıştır. Dolayısıyla, yukarıda sözü edilen birçok törenlerde Poşalar ile hakim kültürün örtüştüğü görüldüyse, bunun arkasında yerleşik hayatı tercih edişin önemli payı olsa gerek.
Türkiye’nin bugün en önemli sorunlarından birisi olarak ‘uluslaşamama’yı görenlerdenim. Uluslaşmayı tek tip kültür, tek tip insan biçiminde de algılamıyorum. Kültürel güzellikleri ve özellikleri yok saymadan, bütünleştirici kültürel hayata yönelmek uluslaşmanın gereğidir. Zorlamalı ‘kimlik’ ve ‘kültür’ yaratılmasının anlamsızlığı kadar, var olanı görmezden gelmenin de anlamsızlığı fark edilmelidir. Milletleşme her türlü “etnik” mülahazanın üzerindedir. Milletleşme manevi bir mutabakat altında birleşmedir. Biyolojik kökene göre değil... Mensubiyet şuurunun, milli idrakinin hissedilebilmesidir. 19
DİPNOTLAR:
1 Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayını, İstanbul 1972, s. 56. 2.Mustafa Erkal, Etnik Tuzak, Turan Kültür Vakfı, İstanbul 1994, s. 90-91. 3.Nuri Bilgin, “Kimlik Sorununda Evrenselcilik-Farkçılık Gerilimi Aşmak”, Türkiye Günlüğü, Sayı:33. ankara 1995, s. 63. 4.Enver Özkalp, Sosyolojiye Giriş, Eskişehir 1990, s. 79. 5.İsmail Doğan, Bir Altkültür Olarak Ankara Yüksel Caddesi Gençliği, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1994, s. 5. (*) Bkz:1- Abdullah Korkmaz, Poşaların Sosyal ve Kültürel Yapısı, İ.Ü. İktisat Fakültesi, İstanbul 1985 (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2- Erdoğan Önder, Sivas’ta Poşa Topluluğunun Aile Yapısı, C.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü, Sivas 1992(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.) 6.Derleme Sözlüğü, T.D.K. Yayını, C.4, Ankara 1977, s. 3473. 7.Sabri Özcan San, Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990.s. 563. 8.Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Milliyet Yayını, C.4, İstanbul 1992, s. 1828. 9.Adı geçen her iki yüksek lisans tezinden rivayetlere ilişkin benzen ifadeler yer almıştır. 10.Peter Alford Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, Tümzaman Yayınları, İstanbul 1992.s.267 11.Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara, 1988, s.616. 12. Thema Larousse-Tematik Ansiklopedi, Milliyet Yayınları, C.2. İstanbul 1993. s. 98 13. A.g.e., s. 99. 14. Erdoğan önder. A.g.t., s. 117-118. 15. Halife Altay, Anayurt’tan Anadolu’ya Kültür, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1981.s.156. 16. Albülkadir İnan, a.g.e, s.189-190. 17. Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, İstanbul 1972, s.139-140. 18. A.g.e., s. 159. 19. Mustafa Erkal, a.g.e., s. 36.
Hay-Poşalar, Vatansız Tek Ulus Çingeneler ve Çingenelerin Ermenileşmişleri
SARKİS SEROPYAN
Çingene'nin genel tanımı
Çingeneler Hint-Avrupa ırkından olup dünyanın hemen her kösesinde, dinsiz, vatansız, hatta yasasız yaşar, yeryüzünde bir karış toprağı olmadığından her yeri vatan farz eder, dünya nimetlerini ve zenginliği önemsemez, doğanın kucağında hür yaşarlar. Orta boylu düzgün fizikli Çingeneler'in ten rengi koyu esmer, saç ve gözleri kuzguni siyah, yüzü uzun, alnı dar, burnu öne çıkık ve sivri, gözleri birbirinden uzak, dişleri beyazdır. Genellikle bir şeyler ister, dilerler. Umursamaz ve bencildirler, hiçbir zaman gelecek kaygıları olmayıp, günü yaşarlar. Geleneksel namus kavramının yaşamlarında fazla önemi yoktur ve doğa onlara sınırsız hürriyet ilham eder. Hür yasadıkları ülke onlar için vatandır. Yerleşik yaşamı sevmez, toprak islemekten hoşlanmazlar. "Kağnı gıcırtısı duyasın, eşek anırması duymayasın" veya "Ho-ho diyesin, çüş çüş demeyesin" bedduaları bu durumu pek güzel yansıtır. Tarihi ve göç yolları Tarihçi Herodot ve Strabon, "Siğinler" adını verdikleri ırkın vatanının 10. yüzyılda Kafkasya ve Anadolu olduğunu yazıyor. 7-12. yüzyıl Bizans belgeleri ise yörede "Tziganlar" adı verilen bir toplumdan söz ediyorlar.Avrupalı tarihçiler tarafından kökenleri Hintli "Çat" adli ırka bağlanan Çingeneler Hindistan'dan batıya iki koldan göç etmişler. Birinci yolu seçenler güneyden, deniz kıyısını takiben Belucistan, Basra Körfezi, Arabistan, Kızıldeniz, Suriye, Girit, Kıbrıs üzerinden geçtikten sonra bölünmüş, bir kısmı Mısır ve Afrika'ya, diğeri güneyden Anadolu'ya girmiş.Ikinci yolu seçenler ise Iran, Mezopotamya üzerinden Anadolu'ya gelmiş, Karadeniz ve Hazar Denizi kıyılarında ilk gelenlerle buluşmuş. Yüzyıllar boyu degişik uluslarla sürtüşmekten edindikleri farklılıklar Anadolu'da buluşan iki Tzigan topluluğunun yapılarındaki farklılığı açıklıyor. Bunlardan ilk yoldan gelenlere "Çingene", diğerine ise "Hay-Poşa" deniyor. Inanılmaz bir dayanıklılıkla yüzyıllardır varlığını sürdüren bu toplum hiçbir cografyada bagımsızlıga sahip olamayip sürekli azinlikta kalmiş. Ne Asya'nın baskisi, ne ortaçagin korkunç işkenceleri, ne gördügü hakaret ve eziyetler, ne de çagdaş hümanist kültürler ve hoşgörü bu anlaşilması zor toplumun sorununa çözüm getirebilmiş; çingene dünyanın her yerinde çingene kalmiş.
Çingene yaşadığı ülkenin inancina saygıda kusur etmez, ulusal kimlığıni sahiplenmediği ulusun dinine hürmeten sünnet veya vaftiz (bazen gerekirse her ikisini de) olur, yerel dili iyi kötü konuşur, yine de Çingene kalabilir ve Çingene'yi göçebelikten vazgeçirmesi çok zordur. Ancak, Ermeniler bu zoru başarmiş. Bunun nasil oldugu, Ermeniler'in basarisini hangi sosyal konuma bağlamak gerektiği sosyal tarihçilerin isi. Tarihleri boyunca göçetmeyi alişkanlik haline getiren Ermenilerin, bu yönden benzerlik gösterdikleri Çingeneler'i nasil ikna ettikleri tarihsel bir sir, zira hayli dayanikli oldukları söylense de Ermenilerin göçettikleri, örneğin Hindistan veya Polonya gibi bazi yeni ülkelerde rahat yaşam şartları altında, belki de iklim farki nedeniyle Çingeneler kadar dayanamayip özümsendikleri de bir gerçek. Böylece, Çingeneler'in "Poşa" adı verilen bir boyu Avrupa ve Asya'daki kardeşlerinden ahlak yönünden farklilik göstererek yerleşik düzene geçmiş ve geçimini alinteriyle sağlamaya başlamiş. Bunlar muhtemelen 8. yüzyılda Ermeniler arasina girmiş, giderek Ermeni dilini, dinini ve geleneklerini kabul etmiş, Ermenilerle karışip özümsenmişler. 19. yüzyıl yarilarına kadar geleneksel yaşamlarıni sürdüren Poşalar 20. yüzyıl başinda yanlizca irk adlarıni, o da uzak bir ani olarak koruyabilmişler. Sayiları (20. yy. başi itibariyle)
Dünyada yaklaşık 3 milyon Çingene yaşadığı saniliyor. Avrupa'da 780.000 civarında Çingene yaşamakta. Avrupa'ya geçen Çingeneler'in serüvenlerini bir yana birakip Anadolu'dakileri ele alirsak, sayiları 67.000 olarak tespit edilmiş. Virtanes Papazyan'in araştirmalarına göre, bunların 50.000'i Hay-Poşa.
Anadolu'nun hemen her tarafinda Hay-Poşalar'a rastlaniyor. Vaspurakan bölgesi dişinda Ermenilerin yaşadığı her yere yerleşmişler, ancak büyük bir bölümü Sivas bölgesinde (Vezirköprü'den Boyabat ve Kastamonu'ya kadar) yaşiyor.
Gizli Işaretler
Poşalar'in göçederken, ilk kez ayak bastikları topraklarda gayet rahat ve emin yer degiştirmelerinin, konaklama yerlerini bulmalarının, dost veya düşman toplumları kolayca ayirt etmelerinin sirri zor da olsa çözülebilmiş. Göç eden Çingene grupları, geçtikleri yollarda duvarlara, agaç gövdelerine yalnızca 'kendi irkdaşlarının anlayabildiği özel işaretler birakirlar.
Bunlardan birincisi ve en çok kullanilani "Üç Kollu" olup, işaretin sapi gidilebilecek istikameti gösteriyor. Eski bir Budist işareti olan ikincisine Çingeneler "Svastika" diyorlar ve yolun kapali veya tehlikeli oldugunu belirtiyor. Üçüncüsü; haçin sapi yine gidilmesi gereken yönü gösteriyor. Daha ziyade Türkiye'de görülen dördüncü işaret ise yolun gayet tehlikeli ve Çingeneler için ölümle sonuçlanabilir oldugunu gösteriyor. Işaretler bu kadar değil, pek çok anlami olanları var.
Hay-Poşalar'in kökenleri
Gerçi Hay-Poşalar Avrupa ve Asya'daki diğer uluslar araşinda göçebe yasayan tziganlardan farkli görünüyorlar, fakat ikisi arasinda yapilacak dikkatli bir tetkik sonucunda gelenek görenek, antropoloji hatta dilde büyük benzerlikler bulunabilir. Görünen farklar Poşalar'in Anadolu'ya gelmeden önce yüzyıllardan beri birlikte yaşadığı diğer halklara mal edilebilir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Çingeneler farkli göç yolları izleyerek yüzyıllar sonra Anadolu'da buluştuklarında farkli toplumların göreneklerinden etkilenerek farkli çehreler kazanmişlar. Islâmlığı benimseyen tziganlar Çingene, Ermenilerle yaşayip Hiristiyan olanlar ise Hay-Poşa adıni almiş. Bu sonuncular giderek Ermeni gelenek ve göreneklerini benimsemişler. Poşalar'in Iran'da uzun süre kaldikları da bilinmekte. Pers ülkesinde Tziganlar'a "Luri", "Mitrip", "Karaçi" adları verilmis. Onlara "Poşa" adıni verenler Ermeniler. Ismin kökeni ise Pos=bos" (boşgezen) olabilir ve bu ad sürekli aşagilamak için kullanilmiş, zira Ermeni dilinde Çingene-Tzigan sözcügünün karşilığı eskiden beri "Kinçu" olup Poşa sözcügü sonradan, 19. yüzyılda benimsenmiş.
Birtakim araştirmacilar (P. Nerses Sarkisyan) Poşalar'in "Tontragetziler"in (Tendürekliler bir sapkin Ermeni tarikati) ve/veya Arevortiler'in (Vantzyan, Güneş oğulları Güneşe tapan bir tarikat) kalintiları oldugunu tahmin ederler. Bu arada Kalkedon konsili nedeniyle Ermeni Kilisesi'nden gerçeklesen kopmalar nedeniyle Kastamonu-Sinop arasinda yasayan Ermeni kökenli halka da Poşa denildiği de biliniyor.
Ermenilerde Poşalar aleyhine bir yiğin söylence var. Bunca aşagilamaya ve de karşilikli "akrabaliktan kaçinma" kiz alip vermeme gayretlerine karşın Poşalar'in sürtüstügü tüm diğer uluslardan farkli olarak Ermenilerle kaynaşip bir arada yaşayabilmiş olması gerçekten ilginç. Her şeye ragmen Poşalar'in Ermenilere (20. yüzyıl başlarında) kiz alip vermesi ender rastlanan olaylardan.
Barinak
Kiş bastirinca Poşalar yakın köylere veya kentlere dolusup kiraladıkları kulübelere yerlesir, birbirine yakın yaşarlar. Köy evlerinde, "kom" yani artik ailenin önemli ferdi sayilabilecek esegin bulundugu agilda mutlaka bir tandir yer alir. Tandir hem ekmek hem yemek pisirmeye ve de isinmaya yarar, öyle ki isler bitip ates söndükten sonra aile halki tandirin içine ayaklarıni sarkitip, çepeçevre oturur ve bacaklarıni ortak bir örtüyle örterek isinirlar. Evin ilginç bir yani da bir duvarda yer alan ve "santo" adı verilen "ocak"tir. Ocakta haftada bir kez, o da isinmak için değil de, ailenin ölen fertlerine saygı için ates yakilir.
Yeme-içme
Poşalar obur olup sürekli ve zamanli zamansız birşeyler yerler. Aci, eksi, baharatli, yakici yemekleri tercih eder, sarimsak, biber ve sirkeyi eksik etmez sofrasindan. Az et yerler, en sevdikleri yemekler "malez" ve "pilav"dir. Ulusal yemekleri sayilan malez, hamur ve yağla hazirlanir ve Vaspurakanliların (Van yöresi) "khavidz"ine benzer; Hamuru sicak suya atar sürekli karıştirarak pisirir, sonra parçalara ayirip üzerine yag ekler ve yerler. Çirli (kurutulmus meyve) pilavi çok severler. Çirli pilav ve Tsi-vadzeg (yumurtaya batırilmis kizartilmis ekmek) ziyafetlerde özgün yemek olarak sofraya getirilir.
Yemeklerde erkekler kadın ve çocuklardan ayri otururlar sofraya ve içkilerden yalnızca raki içer, bira veya sarap kullanmazlar. Erkekler ve yasli kadınlar tütün ve enfiye kullanir, ancak Çingene ve Tzigan kadınlarının aksine Poşa kadınlar tütün içmeyi ayip sayarlar.
Faiz yok
Poşalar birçok kötü aliskanliklarına karşın, para alisverislerinde çok dürüst olup söze önem verirler. Yalnızca söze dayanarak borç alip verir. Ancak "faiz" mefhumunu kesinlikle tanimaz, ne faiz verir, ne de alir ve kendi zararina da olsa sözünü veya yeminini mutlaka yerine getirir.
Dil
Konusurken genellikle Ermenice'yi kullanirlar, ama aralarında gizli konusmak gerektiğinde Poşa diline başvururlar. Ancak giderek fakirlesen bu Hint-Avrupa kökenli dil zamanla gramer ve fiil çekimlerinde Ermenice'yi kullanmak zorunda kalmis.
Poşalar kendilerinden olmayanlara degisik adlar vermisler: Ermeniler'e taktikları isim köylü veya tüccar anlamina gelen "gaçut" ya da çiftçi anlamina gelen "klarav", Ruslar'a kocakafa anlamina gelen "sisorov", Türkler'e ise dinsiz anlamina gelen "Pisu" diyorlar.
Poşa kadın...
Poşa kadının yaşam kosulları çok agirdir. Tüm ailenin yükünü o çeker, elekçilik disinda çorap örer, yün egirir ve tüm kazandiğini içki ve tütününü sağlaması için kocasina verir.Hay-Poşalar'da kadın ve erkek arasinda karakter ve yapi yönünden büyük antropolojik farkliliklar gözlemleniyor. Kafatasi yapilarıni bir yana birakarak, Poşa kadının Poşa yasantısının hemen hemen her şeyi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Poşa kadını atılganlığı, cesareti, aileyi maddi ve manevi yönlerden yönetme yeteneği ve onurunu herşeyden üstün tutması, anatomik yapisindaki zarafeti ve daha birçok yönden Poşa erkeği ile çelistiği görülüyor.
Erkeklerin yaz kis eski ve bol, özellikle yirtik pirtik giysilerde dolaşmasına karşın Poşa kadını özellikle kırmızı giymeyi tercih eder. Yeni gelinler, gümüş veya bronz bilezikler ve gösterisli yüzükler takar, ancak en zenginleri bile altın ziynet esyalarından kesinlikle kaçinir, süslenmeyi sevmez, Çingeneler gibi gözlerine sürme çekmez, kulagina küpe, burnuna hirizma takmaz, Kürt, Türk ve bazen Ermeni kadınlar gibi el ve ayaklarına kina yakmaz.
Ailenin geçimini sağlamak için bütün kis elek, sele veya tef yapan erkeklerin ürettiği malları pazarlamak, yani ticaret Poşa kadınının isi. O öylesine çaliskan ve beceriklidir ki, örneğin yolda yürürken çorap örebilir veya yün egirir. Çingene hemcinslerine karşın Poşa kadın onurunu korumasını çok iyi bilir. Sivri dili sayesinde laf altında kalmaz ve onuruna çok düskündür.
Ev tedavisi
Bu konuda bilinen fazla bir şey yok. Gerçek su ki Poşalar pek sik hastalanmaz. En çok rastlanan hastalık sitma olup, tedavi için esek sütüne damlatilan "esu gatnug" adli bitkinin son derece aci usaresini içerler, kinin yerine. Poşalar'da bos inançlara, hurafelere yer verilmez, hastalıklar azizlere, kem göze vb. mal edilmez, kurban, adak veya duaya başvurulmaz.
Cenaze
Bir Poşa hastalanıp da tedaviye cevap vermiyorsa, kisacasi yaşama ümidi kalmamissa bir papaz çagirilip hastaya komünyon (.....) verilir, daha sonra sessiz sedasız oturup o çok korktukları ölümü ağlayip sızlamadan beklerler.
Hasta öldüğünde çıplak naasim çabucak kefene sarıp dikerler ve bir an önce evden çikarip kilise veya kabristana götürürler. Cenaze günü tüm ateşler söndürülür, cenaze evinde yemek bile pişirilmez, komşu veya akrabalar pişirdikleri "tsivadzeg"i eleklere koyup getirirler. Ne yas tutar, ne de siyah giyerler. Cenaze günü görev sona erer, ölenin dul esi serbest kalir ve taliplisi çıkarsa eğer, bir hafta bile geçmeden yeniden evlenebilir. Ölenlerin anisi ise haftada bir kez ocakta ateş yakarak korunur. Ölünün malvarlığı dul esine kalır ve ölenin kardeslerinin mirasta hiçbir hakki olmaz. Vefat göç esnasında olmuşsa, eğer yakınlarda bir köy varsa cenaze eşeğe bağlanıp oraya gömülür, aksi takdirde duasız-ayinsiz bir çukur kazilip defnedilir.
Hukuk
Hay-Poşalar'in sosyal yaşamında "Ahiller"in (İhtiyarlar) etkisi uzun yillar önce, giderek kaybolmus. Baslangiçta karar mercii olan Ahiller'in içinden Poşalar'in irkbaskani çeribasi seçilir ve kendisine (Ermenice) "Atoragal", (Poşaca) "Camadar" (Yönetici) denilirdi.Atoragal, toplumda her türlü anlasmazlikları çözer, son kararları verir, agir suç vakalarında ise ahiller kuruluna başvururdu. Bu nedenle hiçbir Poşa devlet mahkemelerine başvurma geregi duymaz, hapse veya sürgüne mahkûm edilmezdi. Atoragal'lik babadan oğula miras yoluyla geçer, varis bulunmaması durumunda seçime başvurulurdu.
Ev içinde ise, kadınların ekonomik hakimiyetine karşın mutlak hakimiyet Poşa erkeğindeydi. Bununla birlikte çocuklar baba adıyla değil, anneleriyle anılırlardı. Örneğin, Panos oğlu Toros değil de Varter oğlu Haço, Simig oğlu Segpos denilirdi.
Poşalar'da kullanılan erkek adları: Segpos, Toros, Kiyor (Kirkor yerine), Haço, Panuel; kadınlarda ise Susan, Maro, Varter, Sirpun, Antar, Simig, Mayam (Maryam yerine), Marinos gibi isimler Ermenilerle iliskiler, ekonomik veya birtakım zorlamalarla giderek Ermeni isimlerine dönüsmüs.
Sözlük
Poşa Dili - Türkçe
Malav - Ekmek
Mange - Ver
Tahi - (bu) Kadın
Khatink - Yiyelim
Samel e - Iyidir
Kuiç mi epenk - Bir bulgur pisirelim
Gilar - Peynir
Khalib - Et
Ros - Mum
Çinis - Para
Kargi - Tavuk, horoz
Kras - Şarap
Mayi - Rakı
Bihic - Tütün
Coki - Kiz
Solav - Köpek
At - El
Lut-lavt - Dut
Ankod - Ceviz
Khari - Eşek
Kar - Ev
Bisu - Tür
İnnav - Çocuk, genç (erkek)
Lom - Poşa
Gohraf - Hırsız
Prav - Kürt
Kharavana – Savlar
www.bolsohays.com 29.03.2005
